HAKAN GÜLERCE

İİKV olarak, Ekim 2017’de bir dizi toplantıya katılmak ve Risale-i Nur’u tanıtmak için, başında İhsan Kasım Ağabeyin olduğu bir ekiple Hindistan’a bir haftalık ziyaret gerçekleştirdik.

Hindistan, nüfusu bir milyardan fazla olan Güney Asya’nın en büyük coğrafyasına sahip, çok dinli, çok dilli, kendine has medeniyetini asırlardır devam ettiren nadir ülkelerden biri. Hint toplumunun kendine has bir yapısı var. Her yüz kilometrede kültürün, toplumsal yapının ve hattâ konuşulan dilin bile değiştiğini müşahede ediyorsunuz. İki yüzden fazla dilin konuşulduğu ülkede bu dillerden yirmi iki tanesi anayasa tarafından kabul edilmiş durumda. Hattâ Hint parası olan rupee’nin üzerinde bu dilllerin 17 tanesi isimleri ile beraber listelenmektedir. Hindistan ilginçliklerin, şaşkınlıkların, heyecanın ve samimiyetin ülkesi. Kendi deyimleriyle “Incredible India!”

Bediüzzaman’ın “İslâm’ın müstaid bir veledi” olarak tarif ettiği üç yüz milyon nüfuslu Hindistan Müslümanlarını Risale-i Nur’a son derece müştak bulduk.

Hindistan’ın Bombay şehri merkez olmak üzere çevre illerde Hindistan Müslümanlarının kurduğu çeşitli üniversite, medrese ve eğitim kurumlarını ziyaret etme imkânımız oldu. Kardeşlerimizdeki heyecanı, gayreti, şevki, uhuvveti, ihlâsı ve muhabbeti temaşa etmek bizler için paha biçilmez bir tecrübe ve saadet kaynağıydı. Aslında biz Hindistanlı kardeşlerimizin yanına hem onlarla tanışmak, hem de Risale-i Nur’u paylaşmak için gitmiştik. Ancak gördük ki, oradaki kardeşlerimiz zaten Risale-i Nur’un hakikatlerini fıtrî olarak yaşıyorlar ve yaşamaya müstaidler…

Hamd olsun, yanımızda hediye olarak götürdüğümüz iki binden fazla kitap müştak kalplere ulaşmış oldu. Öğrencilerin ve hocalarının bir çoğu Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmiş ve hadis ilimlerinde derinleşmiş olduğundan Risale-i Nur’u ellerine alınca hemen imtizaç ediyor, kıymetini takdir ediyor ve tam sahipleniyorlardı. Kardeşlerimizin Risalelerle buluşması sanki anne ile evlâdın kavuşmasına benziyordu. Hattâ bir toplantıda bir tıp doktoru hocamız, “Neredesiniz? Yıllardır sizi bekliyorduk. Bu hakikatleri bekliyorduk” diye hem sevincini hem de sitemini iletiyordu.

İki yüz binden fazla öğrencisi bulunan bir eğitim kurumunun başındaki kardeşimizin şu sözleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor:

“Biz artık Risale-i Nur talebesiyiz, bundan sonraki vazifemiz bu iman hakikatlerini sadece Hindistan’a değil dünyaya anlatmak olacak, Biz genciz, siz gençsiniz, haydi bütün enerjimizi Bediüzzaman’ın Medresetü’z-Zehra projesini gerçekleştirmeye harcayalım. Eğer bugün beraber çalışmazsak Allah bize âhirette soracak.”

Evet, öyle görünüyor ki, Anadolu’nun bağrından çıkan bu iman hakikatlerini İslâm’ın müstaid ve kabiliyetli bir evlâdı olan Hindistan sahiplenecek ve bütün dünyaya anlatma ve tanıtma vazifesine güçlü ellerle uzanacak.