ŞEYMA GÜR

“Elhamdülillâh! Rabbim bugünümü aratmasın, sonsuz şükürler olsun.”

Derin bir teslimiyetle söylenen bu sözler eski futbolcu Mustafa Aydın’a ait. Bir maç sonrası ağır bir kaza geçiren Mustafa, kazada nişanlısını kaybetti. Kendisi çok ağır yaralı olarak kurtuldu. Aylarca kendisini bilmeden yattı. Uyandığında, en yakınlarını bile tanıyamıyordu. Konuşmak ve yürümek dahil herşeyi yeniden öğrenmek zorunda kaldı.

Yoğun çabalar, tedaviler, duâlar sonucu, Allah’ın inâyetiyle bugün itibariyle Mustafa henüz koşamasa da yürüyebiliyor, çok akıcı olmasa da konuşabiliyor, bağımsız olarak hayatını devam ettirebiliyor.

Mustafa yaşadığı kaza sonucu büyük kayıplar yaşadı. Nişanlısını, futbol mesleğini kaybetti. Ama o öyle değerli şeyler buldu ki, dünyalara değer!

Eşim vasıtası ile tanışmıştık. Haftanın birkaç günü spor salonunda karşılaşıyorlardı. Mustafa’nın hikâyesinden etkilenen eşim, onunla tanışmamı istemişti.  Bir görüşme planlayıncaya kadar uzun süre yazıştık. Daha ilk yazışmalarımızda bana “annem” dedi. “Şeyma annem nasıl?” diye soruyordu eşime. Bu hitap başlı başına bir yakınlaşma vesilesi oldu. Ben de ona bütün kalbimle “kardeşim” dedim.

Mustafa’da en çok dikkatimi çeken şey, sapasağlam imanı, derin teslimiyeti ve kalbi titrercesine “Rabbim!” deyişiydi.

14 yaşında namaz kılıyormuş. Kendi tabiriyle koşa koşa camie gidermiş. Sonra futbol hayatı başlamış ve namazlı günler sona ermiş. Namazın koruyucu kalkanı üzerinden kalkınca da günahlar üzerine üzerine gelmeye başlamış.”İçkiye başlamıştım ama annemden saklıyordum” diye anlattı.

Bir yandan da içi hiç rahat değil. “Bu ben olamam, Mustafa bu değil” diyormuş kendi kendisine. Ve içten içe dua ediyormuş:

“Allah’ım bir musibetle de olsa sen beni bu günahlardan kurtar!”

Ve Allah duasını kabul etmiş!

“Ben Rabbimin şanslı kuluyum”  diyor başını iki yana sallayarak. “Beni uyandırdı.”

“Kazadan sonra etrafımda insan kalmadı ama Rabbim beni hiç bırakmadı. Benim kadar zengin kimse yoktur şu an. Rabbim beni ayırmasın istikametten. Rabbimin ipine sımsıkı sarıldım, inşallah bırakmam” derken onun bulduğu şeye hayranlıkla bakıyorum.

Bin bârekallah!

Yoktan yaratan Rabbim, dilerse insanı nasıl da güzelleştiriyor!

Öyle güzel bir teslimiyeti var ki! “Ben duâyı kalben yaparım. İçimden isterim, verirse büyüklüğü. Vermezse sınavım. Her şey için böyle düşünürüm.”

Şimdi artık namazına çok titiz.

“Ezan okunmadan abdestimi alıyorum. Hoca ‘Lâ ilâhe illâllah’ deyince ezan duâmı ediyorum. Sonra  namazımı kılıyorum. Allah katında en kıymetli amel, vaktinde kılınan namazdır annem” diyor.

Bu nimetin karşısına başka neyi koyabilirsiniz ki?

Onu dinlerken Bediüzzaman’ın şu şifâlı sözlerini düşündüm:

Dikkat ettim ki; hangi hastalıklı genci gördüm, sâir gençlere nisbeten âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvanî hevesattan bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum, onların tahammül dâhilindeki hastalıklarını bir ihsan-ı İlahî olduğunu ihtar ederdim.

Hem derdim: “Senin bir kısım emsalin sıhhat belâsıyla gaflete düşüp, namazı terkedip, kabri düşünmeyip, Allah’ı unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zahirî keyfi ile, hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki de harab eder. Sen hastalık gözüyle, her halde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında uhrevî menzilleri görürsün ve onlara göre davranıyorsun. Demek senin için hastalık, bir sıhhattır. Bir kısım emsalindeki sıhhat, bir hastalıktır.”

Aslında son üç senedir beş vakit namazını, camide müezzin mahfilinde kılıyormuş. Ezandan yarım saat önce camie gidip yerini alıyor ve namazı beklerken Rabbiyle murakabe ediyormuş. Fakat cami cemaatinden bazı densizlerin kaza öncesinde yaptırdığı dövmelerine, küpesine ve uzunca saçlarına  gelip gidip lâf etmeleri sonucu yılmış ve camiden ayağını kesmiş. Bunu duyunca çok üzüldüm. İşin en üzücü tarafı da eleştirenler arasında müezzin efendinin de olması — kendisinden, elinden geliyorsa camie teğet geçenleri davet etmesini bekleyeceğimiz müezzin efendinin…

Çok ısrar ettim. Kendini bilmezler yüzünden camide namaz kılmanın güzelliğinden kendisini mahrum etmemesi gerektiğini söyledim. Ama şimdilik “Ayağım gitmiyor annem” demekle iktifa ediyor. Ümitliyim, bir gün canım kardeşim Mustafa camideki yerini alacak inşallah.

Mustafa ile ilgili eski haberleri karıştırırken şöyle başlıklar görmüştüm: “Mustafa en büyük çalımını Azrail’e  attı”

Hâşâ! Azrail’e çalım atılamaz!

Ama görünen o ki Mustafa şeytana fena çalım atıyor!

Duâlarım seninle kardeşim.