ŞEYMA GÜR

Risale-i Nur’un insanları Kur’ân ile nasıl tanıştırdığını gösteren sayısız vak’alardan biri daha geçtiğimiz Cumartesi günü İstanbul İlim ve Kültür Vakfında yaşandı.

İngiliz Müslüman Hossein Turner, Kur’ân’ın İngilizce meâlinden, ancak Risale-i Nur’u okuduktan sonra istifade edebildiğini söyledi.

Turner, bu açıklamayı, 28 Ekim Cumartesi günü İİKV’nin Vefa’daki genel merkezinde düzenlenen “Yaşayan Tefsir” programında yaptı.

Bir Batılı Müslüman olarak Risale-i Nur’un kendi üzerindeki tesirlerini anlatan Hossein Turner’a bir dinleyici şöyle bir soru sordu:

“Kur’ân-ı Kerim’in sizin üzerinizde nasıl bir tesiri oldu? Risale-i Nur’un tercümelerinin uzun olduğundan bahsettiniz. Kur’an-ı Kerim ise açık, kısa ve net. Siz Kur’ân-ı Kerim’den nasıl yararlandınız?”

Turner bu soruyu şöyle cevaplandırdı:

“Ben Kur’ân’ın İngilizce meâlini ilk olarak okuduğumda, ondan çok fazla yararlanamadım. Fakat Risale-i Nur’u okuduktan sonra Kur’ân’ı daha çok okumaya başladım ve daha fazla istifade ettim.”

Turner, konuşmasında özetle şu tesbitleri yaptı:

  • Bir Müslüman olarak iman etmenin ve amelin ötesinde “İrade nedir, kader nedir?”  gibi sorular sorup cevaplar arıyordum.  Risale-i Nur, benim Müslüman olarak rutin amellerimin ötesinde, günlük hayatta yaşadığım her şeyin arkasında Allah’a giden bir yol bulmamı sağladı.
  • Bana  göre Risale-i Nur kuru bir metin değil. İslâmın normlarını kazandırırken aynı zamanda insanın günlük hayatı ile bağlar kurabileceği hikaye anlatıcılığı da var.
  • Üstad , kainattaki her şeyin birer âyet olduğunu bildiriyor ve durum bu benim kâinatla olan ilişkimi başka bir boyuta taşıyor.
  • Risale-i Nur’u  birlikte okumak, her okuyucunun kendi perspektifini katmasıyla daha verimli hale geliyor. Bediüzzaman eleştirel bir okumayı teşvik ediyordu.
  • Risale-i Nur bir şeyhe veya hocaya ihtiyaç bırakmıyor. Doğrudan doğruya kitabın kendisi üstad oluyor.
  • Üstadın geleneksel bir tarafı var ama yeni şeyler de söylüyor. Çünkü moderniteyi tecrübe etmiş birisi o. Batılı Müslümanlar olarak, modernite ile nasıl ilişki kurabileceğimizi tam olarak bilememek büyük problem teşkil ediyor. Bediüzzaman ise geleneğin içinden gelen bir entellektüel olarak, Batılılara modernite ile nasıl ilişki kurabilecekleri konusunda yardım ediyor.
  • Aynı zamanda modernitenin, ihtiyaçları, suni bir şekilde arttırdığından da bahsediyor. Modernite bunu yapıyor çünkü bizi tefekkürden koparıp dünyevî olana odaklanmamızı sağlamak istiyor.
  • Risale-i Nur, kâinatı bir kitap gibi okumaya işaret eder, ama modernite ve araçları bizi, kâinatı,  âyetler bütünü olarak olarak okumaktan uzaklaştırır.
  • Risale-i Nur, yaşadığımız zaman ve mekânda  bize oksijen maskesi görevi görüyor. Batılıların buna ihtiyacı var.
  • Tefekkürümüzün temelinde kitap vardı. Modernleşmeyle birlikte görsel başka bir dünya kitabın önüne geçti.

 

Hossein Turner, bir İngiliz mühtedîsi olan Colin Turner’ın oğlu olarak 1982 yılında İngiltere’nin kuzeyindeki Durham bölgesinde dünyaya geldi.

Babası Hossein’i Risale derslerine götürmesine rağmen, kendisi lise yıllarına kadar Risale-i Nur’a karşı mesafeli durdu. Daha sonra kendi sorgulamaları sonucunda Risale-i Nur ile yeniden temas kuran Hossein Turner, bu defa onda aradığı tefekkürî yaklaşımı buldu.

Durham’da üniversite eğitimi tamamladıktan sonra yüksek lisans için İstanbul’a gelen Turner, bu arada İİKV bünyesinde Risale-i Nur ile ilgili çeşitli araştırmalar yaptı. Hossein Turner, halen İbni Haldun Üniversitesi Medeniyetler İttifakı bölümünde “Teknolojinin Kültür Üzerindeki Etkisi” konulu yüksek lisans tezini hazırlıyor.

Hossein’in babası Colin Turner ise, yıllardır Risale-i Nur üzerinde yoğun çalışmalar yapıyor. Ekim ayı başında İstanbul’da düzenlenen 11. Uluslararası Risale-i Nur sempozyumuna bir tebliğle katılan Colin Turner, burada, emekliliğinden sonraki hayatını bütünüyle Risale-i Nur’a adayacağını açıklamıştı. (Bkz. http://barlaplatformu.com/2017/10/19/ingiliz-akademisyen-hayatimi-risale-i-nura-adayacagim/ )