TÜRKMEN AY

Yıllar önce bir sempozyumun açılışına katıldığımı hatırlıyorum. Ne yazık ki tamamına katılamamıştım. Bu sempozyumu duyduğumda, bu sefer oturumları  mutlaka dinlemeliyim dedim kendi kendime. Çok sükür  nasip oldu. Benim için bulunmaz bir fırsattı. Oturumlarda sunulan tebliğlerden çok istifade ettim. Farklı farklı ülkelerden gelen bir çok güzel kardeşi dinleme fırsatım oldu. Onların cümleleriyle risaleleri dinledim, onların kalpleri ve gözleriyle risalelere baktım.

“İslam kardeşliği” kelimesinin anlamı yerine oturdu. Dillerimiz ve renklerimiz farklıydı , dertlerimiz, dualarımız,umutlarımız aynıydı.

Kurdukları cümleleri anlamak için bir tercüman gerekiyordu ama çeviriye ihtiyaç duymayan bir dil var. Sağırlar ve Dilsizler Üzerine Mektup kitabında şöyle bir cümle var: ”Belâgat ve hitabet sanatının asla hakkını veremeyeceği muhteşem jestler vardır.” Gerçekten de öyleydi. Bazılarının tebliğ sunarkenki heyecanları muhteşemdi, görmeliydiniz. El hareketleri, ses tonları — onlarla aynı heyecanı hissettim. Bazan da üzüntülerini…

Dertlerini, mutluluklarını, umutlarını o kadar içtenlikle paylaştılar ki! Ülkelerindeki dersanelerden bahsettiler, açılış fotoğraflarını paylaştılar. Vefat eden abileri gördük fotoğraflarda. Duygusal anlar yaşandı salonlarda. Bizlerden dua istediler kimi zaman, ülkelerindeki  zorluklar  için. Onlar hiç de ”yabancı ülkeden” gelmiyorlardı. İnsan yabancı birinden dua istemez. Bizim oralarda uzak akraba denmez, akrabanın uzağı olmaz, onun yerine “ayrı evlerimiz” deriz. Onlar da bizim ayrı evlerimiz, hattâ daha yakın. Kan bağından daha üstün bir bağ ile bağlıyız. Sonsuz bir bağ. Bizi her türlü farklılığa rağmen bir-leştiren bir bağ.

Hacca giden büyüklerimizden dinlerdik , farklı ülkelerden hacılarla tanışma hikâyelerini, heyecanlarını, şaşkınlıklarını. Hac çok farklıdır elbet.  Bir gün onu da yaşamak nasip olur inşallah.

İstanbul İlim ve Kültür Vakfına böyle bir sempozyum düzenledikleri için çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun, bizleri kardeşlerimizle buluşturdular. Onları tanıma fırsatı verdiler. Kendi adıma büyük mutluluk duydum. Allah Üstadımızdan ve talebelerinden de ebeden razı olsun. Konuşmacılardan biri — ne yazık ki  ismini not almamışım — “Demir yolu gibi bir hat açmışlar, biz kolayca gidiyoruz” demişti. Onlar yol açmanın zorluğunu yaşadılar. Bu yola umut yolu demek istiyorum, en çok bu isim yakışıyor sanki.

“Evet, ümitvar olunuz! Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslâm’ın sadası olacaktır.”