Firavun “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim,” dedi. “O da Rabbine yakaradursun. Çünkü o sizin dininizi değiştirir yahut ülkede bozgun çıkarır diye korkuyorum.”

Musa dedi ki: “Ben, hesap gününe inanmayan kibirlilerden, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a sığındım.”

Firavun ehlinden, imanını gizleyen inanmış bir adam dedi ki: “Siz, ‘Rabbim Allah’tır’ dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o size Rabbinizden apaçık deliller getirmiştir. Eğer yalancıysa, yalanı kendi aleyhinedir. Fakat doğru söylüyorsa, vaad ettiklerinden bir kısmı olsun başınıza gelir. Çünkü Allah haddini aşan yalancıları amaçlarına ulaştırmaz.

“Ey kavmim! Bugün, bu ülkede üstünlüğü elde tutan kimseler olarak egemenlik sizindir. Ya Allah’ın azabı başımıza gelecek olursa bize kim yardım edecek?” Firavun ise “Ben size ancak kendi görüşümü anlatır, yalnızca doğru yolu gösteririm” dedi.

İman eden zat, “Ey kavmim,” dedi. “Ben sizin hakkınızda, çeşitli toplulukların başına gelen azap günlerinin benzerinden korkuyorum.

“Tıpkı Nuh kavminin, Âd ve Semud’un ve daha sonrakilerin başlarına gelenler gibi. Yoksa Allah kulları için haksızlık murad etmez.

“Ey kavmim! Ben sizin hakkınızda o feryat ve figan gününden korkuyorum.

“O gün arkanızı dönüp kaçarsınız; oysa sizi Allah’ın elinden kurtaracak birisi yoktur. Allah’ın saptırdığını ise kimse yola getiremez.

“Daha önce Yusuf da size apaçık deliller getirmişti. Ama siz onun getirdikleri hakkında şüphe edip durdunuz. O öldüğünde ise ‘Allah ondan sonra bir daha peygamber göndermez’ demiştiniz. Allah, haddini aşan şüphecileri işte böyle saptırır.”

Mü’min, 40:26-34