BİRCAN ERDEN SAYIN

Birkaç ay sonra Rabbimiz nasip ederse doğum gününü görecek biriyle tanıştım. Köyde tek katlı bahçeli bir evde yaşıyordu. Evin bahçesine girdiğimizde bizi oğlu karşıladı. 101’inci yaşının eşiğindeki teyze de, az sonra, elinde bastonuyla, 10-12 basamak merdiveni tek başına bizlere bakınarak, yavaş yavaş indi. Hiç de iki büklüm bir hali yoktu maşaallah. 100 yıllık o elleri öpmenin verdiği hissiyat tarife sığacak gibi değil.

“Nasılsın teyzeciğim?” diye sorduğumuzda “Yaşlandım be yavrum” diye cevap verdi. Arkasından da hemen ekledi: “Çok şükür kendimi döndürebiliyorum.”

İnsanın kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi, hele bu yaşında ne büyük bir nimetti! Bizim farkında olamadığımız şeyin o farkındaydı ve şükrediyordu. Oysa kısa bir zaman önce de başka bir ihtiyarla konuşmuş epey bir şikâyet dinlemiştim. Üstelik o kişi bu teyzeme göre 20 yaş daha gençti. Ama ihtiyarlığın verdiği sıkıntıya karşılık kendisini teselli edecek bir dayanağı yoktu. Söyledikleriyle ihtiyarlık benim nazarımda ne de korkunç görünmüştü. Ama teyzemin hali tavrı ihtiyarlığın güzel taraflarını gösteriyordu.

Kendisini bu yaşında tanıyabilmiştim. Sanki hep böyleymiş gibi geliyor insana. Oysa öğreniyorum ki kendisi de bir zamanlar ömürlerinin son yıllarını yatalak bir halde geçiren annesine ve eşine hizmet etmiş. Üstelik annesi 102 yaşında vefat etmiş.

80 yaşındaki oğluna üzülüyor bir yandan, “Bu da yaşlandı” diye. 100 yaşına da gelinse demek ki annelik hiç bitmiyor.

Aramızda bu muhabbet geçerken bir yandan gözlerinden boncuk boncuk yaşlar da dökülüyordu istemeden. Ama bu isyan gözyaşları değildi. İstese herkesin emrine koşacağı bir acizlikteyken, o hiçbir şey istemeksizin elindekilere şükrediyordu.

Teyzemin ayrılırken söylediği sözlerden biri de “Ne güzel bağlanmışsın” oldu. Tesettürümü takdir ediyordu. Rabbinin emrine yerine getirme konusunda bir kulun gösterdiği hassasiyet, onun dikkatini çekmişti.

Onun ömrü bize çok görünse de her şey sonlu olunca ayrılma vakti geldi ve vedalaşıp ayrıldık.