ŞEYMA GÜR – BİRCAN ERDEN SAYIN

İranlı akademisyen Davut Vafâi, 30 yıllık hayali üzerinde beş yıldır çalışıyor. Yakın bir gelecekte tercümeleri basıma girecek. Davut bey, eşi Mansureh hanım, oğulları Sadık bey ve gelinleri ile İstanbul’da görüştük. Sinemacı olan Sadık bey de Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında bir belgesel hazırlıyor. Belgesel, İran’da bir ilk olacak.

Davut bey ile Risale-i Nur ve Bediüzzaman hakkında sohbet ettik.

Asıl mesleğiniz nedir?

Üniversitede Mesnevî dersleri verdim. Kültür Bakanlığında çalıştım ve oradan emekli oldum. Eşim Mensure hanım da üniversitede İslâmî marifetler dersi veriyor.

Risale-i Nur’u nasıl tanıdınız?

1984-85 yıllarında hanımla birlikte Ankara’da iken Nurcu kardeşlerimizle tanıştık. İran Kültür Merkezine gelip gidiyorlardı. O zamanlar çok gençtim, 25 -26 yaşlarında. Risale-i Nur’ları gördüğüm zaman gönlüm istiyordu ki onları ben tercüme edeyim. Ama zordur tercümesi. O zamanlar başlayamadım. Aradan geçen 30 yıl içinde özellikle tasavvufla ilgili başka kitaplar tercüme ettim. Zaten üniversitede de tasavvuf okumuştum – Türk edebiyatından, Necip Fazıl’dan, Mahmut Erol Kılıç’tan. Derken bazı Nurcu kardeşler, Risale-i Nur’u tercüme edecek bir mütercim arıyorlardı. “Siz yapabilir misiniz?” dediler. “Ben zaten 30 yıl önce bunu yapmak istiyordum” dedim. Şimdi elhamdülillah beş yıldır Risale-i Nur’un tercümesi ile uğraşıyorum. Lem’alar, Mektubat, Asa-yı Musa, Hutbe-i Şamiye, Hanımlar Risalesi, Gençlik Rehberi ve son olarak Sözler. Sözler’i en sona koyduk. Gerçekten zordur da Sözler. Çok dikkat ediyorum. Allah yardım ediyor. Alıştım da artık. Kendim için de zor olmuyor. Tahran’a döndükten sonra tahmin ediyorum bir ay içinde bitirebilirim. Bittikten sonra Said Nursî ile ilgili bir kitap yazmak istiyorum.

Kitabın mahiyeti ne olacak?

Said Nursî’nin hayatı, düşünceleri ve fikirleri.

“Risale-i Nur’un içinde güzel bir samimiyet vardır”

Risale-i Nur’da sizi cezbeden nedir?

İslâmi konulara bakıyor olması, İslâmın her yönüne bakıyor olması. Hanıma dedim bundan güzel ne olabilir? En faydalı, en etkili bir çalışma. Tam İslâm dini ile ilgilidir.

Ben çok kitap okurum. Bazı kitaplar zor okunur. Kendinizi zorlayarak okursunuz. Risale-i Nur ise âdeta akıyor, sizi kendisine çekiyor. Risale-i Nur’un içinde güzel bir samimiyet vardır. Elbette başka kaynaklar okuduk. Risale-i Nur yürekten geliyor. Ben bazen tercüme ettiğim bölümleri hanımıma okuyorum çok hoşuna gidiyor. Ve diyor ki “Devam etmen gerek.”

Tasavvuf dersleri verdiniz. Risale-i Nurun tasavvuf yönü için ne dersiniz?

Risale-i Nur daha çok kelâm ilmidir. Ama tasavvufa dair tarafları da var. Üstad tasavvufu reddetmez. Sadece şunu der: “Bizim bulunduğumuz zaman  tasavvuf zamanı değildir. Kur’ân zamanıdır. Kur’ân’a bakmamız lâzımdır. Kendisinde de tasavvufî yönler vardır. Mesela Farisî olarak der:

“Tarîk-ı Nakşî hakkında denilen: Der tarîk-ı Nakşibendî lâzım âmed çâr terk: terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk” olan fıkra-i ra’nâ birden hatıra geldi. O hatıra ile beraber, birden şu fıkra tulû’ etti:

“Der tarîk-ı acz-mendî lâzım âmed çâr çiz: fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz!”

Risale-i Nur İran’da tanınıyor mu?

Yeni yeni. Benden önce de tercüme edilmişti. Ama genç öğrenci arkadaşlar tercüme etmişlerdi. Ben bazı hatalarını gördüm. Türkiyedeki arkadaşlarla da anlaştık ki yeniden tercüme edelim. Elhamdülillah Allah yardım etti. Ekip olarak çalışıyoruz. Ben tercüme ettikten sonra biri İranlı, ikisi Türk olmak üzere üç kişi tashih ediyor. İran’da Murad isminde bir kardeşimiz var. Hem Türkçeyi hem Risale-i Nur’u iyi biliyor. Bir müşkülümüz olduğunda ona soruyoruz.

“İranlı birisi bu tercümeyi okuduğu zaman, Üstad Bediüzzaman’ın
ne demek istediğini rahatlıkla anlayabilmeli”

Tercümelerde nasıl bir sıra izlediniz?

Risaleleri hangi sırayla tercüme edeceğimi Türkiye’deki kardeşler belirledi.

Ama tercüme için şunu söyleyebilirim. Tercümede iki metod vardır. Ya kelime kelime tercüme edersiniz ki bu iyi bir tercüme metodu değildir. Ya da cümle olarak olur, cümleye karşılık cümle verirsiniz. Bazı mütercimler kelimeleri, bazıları da mânâyı esas tutuyorlar. Ben her ikisine dikkat ediyorum. İranlı birisi bu tercümeyi okuduğu zaman, Üstad Bediüzzaman’ın ne demek istediğini rahatlıkla anlayabilmeli. Öte yandan bu tarafta on kelime var, ona karşılık iki kelime var; bu da çok doğru olmaz. O yüzden hem görünüşe hem muhtevaya dikkat ediyorum.

 “Görüş açımız İslâmi birliktir, İslâmi kardeşliktir”

Bediüzzaman Sünni âleme Cevşen’i yeniden öğretti. İran’da bilinir, okunur mu?

Tabii, tabii. Biz Cevşen’i çok çok severiz. Biz biliyorsunuz, Şiâyız, Sünnî değiliz. Ama görüş açımız İslâmî birliktir, İslâmî kardeşliktir. Tabii, herkesin bir mezhebi olacaktır. Siz Hanefisiniz, bacımız Şafiîdir, biz Şiîyiz. Cevşen-i Kebir’i Peygamberimiz Hz. Ali’ye söylemiş. Hz. Ali’den rivayet olmuş. Biz Ramazan’da Kadir gecelerinde – ki bize göre üç gece, 19, 21, 23. geceler Kadir gecesidir – sabaha kadar yatmayız; akrabalar, arkadaşlar, 20 -30 kişi toplanıp sırayla Cevşen okuruz.

 “Şiası, Sünnîsi, Malikîsi, Hanbelîsi, herkes okusun. Müslüman olanın okuması gerekiyor. Hattâ Müslüman olmasa da insaflı olan
Ehl-i Kitap da bu daireye gelmelidir.”

Risale-i Nur’un önemli bir yanı da İslâmî uhuvvet, İslâmî kardeşliktir. Taassup yoktur. İslâma bağlılık konusunda elbette taassup vardır ve olmalıdır da. Ama mezhepler arasında kim haktır kim batıldır diye bir taassup yoktur. Allah rahmet eylesin Said Nursî hazretlerinin düşünceleri her yönden çok sağlam ve çok güzel düşüncelerdir. Bugün görüyorsunuz Irak’ta, Suriye’de her tarafta çatışmalar var. Ben zannediyorum ki İslâm düşmanları istiyor ki İslâm kardeşleri arasında savaş çıksın. Ve böyle de oluyor. İslâm düşmanlarının şeytanî planlarıdır bunlar. Bunlara karşı çıkmak lâzım. Karşı çıkmanın vesileleri lâzım bize. Risale-i Nur en güzel bir vesiledir. Eğer böyle savaşların bitmesini istersek zannediyorum ki Risale-i Nurun çoğaltılması dağıtılması gerekiyor. Şiası, Sünnîsi, Malikîsi, Hanbelîsi, herkes okusun. Müslüman olanın okuması gerekiyor. Hattâ Müslüman olmasa da insaflı olan Ehl-i Kitap da bu daireye gelmelidir.

“Sizin medreseleriniz çok ilgi çekicidir. Gençleri buraya alıyorsunuz
ve İslâmî terbiye veriyorsunuz”

Bir de Mensure hanımla konuşuyorduk; sizin medreseleriniz çok ilgi çekicidir. Gençleri buraya alıyorsunuz ve İslâmî terbiye veriyorsunuz. Geçen gün medresede kalan liseli bir genç ile konuştum. “Hem okul derslerimizi çalışıyoruz, hem vakıf ağabeylerimizle birlikte Risale-i Nur’u okuyoruz, namazlarımızı cemaatle kılıyoruz, hem de temizlik, yemek yapmayı öğreniyoruz” diyordu.

Bu Türkiye’ye has, çok güzel bir metod. Başka ülkelerde pek göremiyoruz. Bu gençler buralarda eğitiliyorlar, temiz bir Müslüman olduktan sonra topluma takdim ediliyorlar.