RUKİYE BAYRAM, AYŞENUR OSMANOĞLU, TUBANUR TARHAN

Ukrayna’dan tüm kardeşlerimize selâm ile…
Ukrayna’nın Pereyaslav isimli küçük bir kasabasından yazıyoruz. Kasaba oldukça sessiz ve yeşil. Ülkemizdeki kırsal yerleri andırsa da şehir yapısına uygun bir merkezi ve caddeleri var. Kasaba olmasına rağmen çeşitli müzeler ve kiliseler mevcut. Biz de bu kasabadaki Pereyaslav Devlet Pedagoji Üniversitesi tarafından organize edilen gençlik kampına katılmak için buradayız. Kampın içeriğinin “Demokrasi, İnsan Hakları ve Çeşitlilik” konuları olduğundan başka hiçbir fikrimiz yoktu. Bir bilinmeze doğru uçtuk. Kamp asıl olarak Danimarkalı ve Ukraynalı öğrencilerden oluşuyordu. Hattâ Ukraynalı öğrenciler bizden haberdar iken Danimarkalı öğrenciler için beklenmeyen katılımcılar olduk.

Program hızla başladı. Kısa sürede birbirimizle tanıştık ve kaynaştık. Her gün sunumlar, masa çalışmaları ve aktif katılımlı etkinlikler vardı. Biz de buraya gelmeden önce sunumlarımızı hazırlamıştık. Ortamdan aldığımız izlenimlere göre sunumdan önceki akşam son hazırlıklarımızı tamamlayarak sunum anına yaklaşıyorduk ve gerçekten çok heyecanlıydık.

“Rabbim gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar” dualarıyla sunum anına geldik. Nihayet her şey yolunda geçti. Asıl konudan kopmadan demokrasi, insan hakları ve çeşitlilik konularını İslâmiyetle ve Risale-i Nur’la bağdaştırarak sunmaya gayret ettik. En güzeli de sunumlar bittiğinde aldığımız geri dönüşler oldu. Pek çok arkadaşımız sunumumuzun gerçekten ilgi çekici ve etkileyici olduğunu söyledi. Bunun sebebi bütün bu konulara İslâmî açıdan bakmamız oldu. Gerçek çeşitlilik biz olduk belki de.

Sunum sonrası Ukraynalı gençlerden Yeric isimli arkadaşımız, yemekte yanımıza oturup Said Nursî’yi merak ettiğini söyledi. Yaptığımız kısa bir konuşma sonrası, yeni bir workshop için salona girdiğimizde, telefonu ile internetten Said Nursî ismini arattı ve önüne ilk çıkan ön bilgide 98 tane kitabı olduğunu okuyunca bir hayli şaşırdı. Ona Said Nursî’nin geniş bir külliyatı olduğundan bahsettik.

İlgisi olduğunu görüp Andrew isimli bir arkadaşımıza da Ukrayna diline tercüme edilmiş olan Asâ-yı Mûsâ kitabını hediye ettik. Kitabın ne ile ilgili olduğunu sorduğunda gençlikle ilgili kısımlarından bahsettik. Neden Ukrayna dilinde olduğunu sorduğunda ise, kitabın dünyaca popüler olduğunu ve yaklaşık elli dünya diline çevrildiğini anlattık. Kitap gerçekten ilgisini çekti ve muhakkak okuyacağını söyledi. Hattâ ayrılırken bize veda etmedi, tekrar görüşmek istediğini söyledi.

Buralarda Müslüman yok, ezan yok, cami yok. Bu sebepten küçük kıpırtılar dahi bizi mutlu etmeye yetti. Konferans salonunda masanın üstünde Rusça Âyetü’l-Kübrâ görmek bunlardan biriydi.

Bir diğer hadise ise Gregory Skorovodo Müzesini gezerken Pereyaslav Üniversitesi hocası Oksana’nın Said Nursî ile bağlantı kurması oldu. O an gerçekten duygulandık. Tüm öğrencilere Skorovoda adlı filozof ile Türkiye’den Üstadımız Said Nursî’nin benzerlikleri anlatıldı.

Bir diğer kazanımımız gelecek ay gerçekleştirmeyi planladığımız Avrupa Birliği projesi olan “Kültürler arası iletişimi güçlendir, farklılıkları kucakla” programı için Türkiye’ye gelecek Ukraynalı kardeşlerimizle yaptığımız toplantı oldu. Toplantıda İstanbul’a geldiklerinde gerek Vakfımızda, gerekse Vakıf dışında gerçekleştireceğimiz faaliyet ve etkinliklerden bahsettik. Projemiz için oldukça heyecanlıyız, en güzel şekilde tamamlamak nasip olsun.

Kampın son günü tüm öğrenciler olarak yakınlarda bir dere kenarına piknik yapmaya gittik. Oksana hocamız ile muhabbet ederken Ukraynalı öğrencilerin bizim hakkımızda neler düşündüğüne dair bilgiler edindik. Öğrencileri kendisine bizden sıkça bahsedip, gelecek yıl yaz kampını Türk öğrencilerle yapmak istediklerini söylemişler. Ve okulda önceden alınan kararla şu an hazırlıkları yapılmakta olan Said Nursî odasını öğrenciler önce garipsediklerini söylerken (haklı olarak, çünkü tanımıyorlar) bizimle tanıştıktan sonra fikirlerinin değiştiğini ve şu an odanın yapılışını çok güzel karşıladıklarını söylemişler. Biz de Türkiye’ den yanımızda getirdiğimiz Ukrayna dilindeki Risaleleri, belki Said Nursî odasında, belki kütüphanede hakikate aç olan insanlara ulaşır ümidiyle Oksana hocamıza verdik.

Okul tam bir sanat okulu olduğundan hocamız okuldaki sanat öğretmeninin çalışmalarından bahsederek, şu an Said Nursî’nin portresinin yapıldığından bahsetti.

Bazen Ukraynalılar, bazen Danimarkalılar bize öyle sorular sordular ki, hatırımıza Efendimizin “Onlar bilmiyorlar” deyişi geldi. Onları asla yadırgamadan ve yargılamadan kucaklamamız gerektiğini gördük. Belki de bu sebepten onları tüm kusurları ve hatalarıyla bu kadar çok sevdik.

Danimarkalı kardeşlerimiz cephesinden bakarsak onlar İslâm’dan daha fazla haberdar olmalarına rağmen Müslümanlara karşı daha fazla mesafelilerdi. Bizim burada oluşumuz onların Müslümanlarla tanışmaları için bir fırsattı ve bu fırsatı gerçekten iyi değerlendirdiler. Saygılı ve açık görüşlü insanlar oldukları için bizim fikirlerimizi dikkatle dinlediler ve önemsediler.

Danimarkalıların çoğu ateistken, Ukraynalıların çoğu Ortodoks. Aslında onlar da birbirlerinden çok farklı iki topluluk. Bu çeşitlilik hepimize çok şey kattı.

Buradaki bazı insanların gördüğü ilk Müslüman biz olduk. O sebeple omuzlarımızdaki yük ağırdı. Sadece kendimizi değil, İslâm’ı temsil ettiğimize inandık. “Allah utandırmasın” idi duamız. İnşallah gönüllerinde hoş bir sadâ kalmıştır.

Son olarak oldukça misafirperver, yardımsever ve samimi karakterleriyle Ukraynalıların aslında bize ne kadar çok benzediğini gördük ve havaalanına doğru giderken içimizden dualarla ayrıldık. “Allah bu topraklara da hakikatleri ulaştırsın. Bu samimi, içten kalbi güzel insanlar ateşte kalmasın.” Buraların da hakikatleri bulması ve görmesi için hep beraber dua edelim.

Nihayet döndük İstanbul’umuza. Ve tanıştığımız Ukraynalı kızlardan Iren’den bir mesaj aldık. Mesajda yolculuğumuzun nasıl geçtiğini sorup, tanışmamızdan duyduğu memnuniyete dair şeyler yazmıştı. Ve sunumumuzu ilginç bulduğundan mail atmamızı rica etti. Bizde kendisine memnuniyetlerimizi yazarak, sunumumuzu mail olarak gönderdik. Tabii ki vazifemiz elimizden geleni yapıp tevekkül etmek, neticeye karışmak değil. İnanıyoruz ki kalpler Allah’ın elinde.

Paylaş
Önceki İçerikSelâmete girin
Sonraki İçerikİslâm ve iman nimeti