TÜRKMEN AY

Muallim Naci’nin Ömer’in Çocukluğu adlı kitabını okuyorum bugünlerde. “Güzel şeylerle beslenmek”  kalbini güzelleştiriyor insanın; ve hayretini de arttırıyor. “Güzel’i görmek” ve “güzel düşünmek” ne kadar önemli hayattan lezzet almak için; tasdik ediyorum bir kere daha.

Kendisi küçük yaşlardayken babasının ölümünü anlatıyor yazar bir bölümünde. Babasıyla iş yapan Hıristiyan bir usta geliyor, “merhumun çok insaniyetini gördüğünden” bahsediyor.

“Mâtem teceddüd etti” diyor yazar. Annesi, abisi ve o beraberce sarılıp ağlıyorlar. Şu satırları yazıyor:

Cenâb-ı Hak ile bizden gayri herkesin nazarından nihan olan bu manzara-i hicran, deryâ-yı merhamet-i İlâhiyeyi elbette hurûşân etmiştir. Evet, hiç şüphe etmem!

Ey mevt ve hayât Hâlikı,

Hakikaten o hazin ağlayışlarımıza mı merhamet ettin de bizi sonradan dahi bunca in’âmâtına lâyık gördün? Bizim makbûl-i bâr-gâh-ı celâlin olacak nemiz var? İstersen yaparsın. Muktezâ-yı hikmetin olmak üzere pederini elinden aldığın bîçâre bir yetîmi ölünceye kadar, hattâ öldükten sonra da mes’ûd etmek için feyz-i kabûlüne lâyık olacak sûrette ağlatırsın.

Bu güzel cümlelerden sonra benim cümlelerim çok yavan kalacak.

Yıllar öncesine gittim. Kardeşimin sınıf arkadaşının ailesiyle tanışmış ve çok kaynaşmıştık. Benzer yönlerimiz çoktu. Akraba gibi olduk. Yaşadıklarına tanıklık ettik.

Günün birinde babaları rahatsızlandı ve vefat etti. Anneleri yanlarındaydı, yardımlar edildi, ev aldılar. Anne, iki kızını evlendirdi . Birkaç yıl sonra anneleri de aniden vefat etti. On kardeşin birbirlerine sarılıp ağlamalarını hiç unutmuyorum, hep gözümün önünde. Ama Rabbim insanları onlara yardım etmek için seferber etti. Okudular, bekârlar evlendi, kendi çocukları oldu. İkisi küçüktü, büyüdüler, hepsi meslek sahibi oldu. Zor bir şey yaşadılar ama Rabbim rahmetine eriştirmek için bu zorluğu onlara bir vesile yaptı.

Ama bazı dizilerde, bakıyorum, yetimlerin ,yoksulların başına gelmedik kalmıyor. O kadar kötü şeyler yaşıyorlar ki, sanki bütün kâinat yetime yoksula düşman! Zenginler ise öyle şeyler yaşamıyorlar. İlginç senaryolar. Rabbimizin rahmetini unutturmak istercesine, sürekli olarak kadere bir isyan hali oluşturuyorlar.

Sonra bir yerlerde zulme uğrayan, musibete duçar olan insanları duyuyoruz. Ama diziyi izlerken ağladığınız gibi ağlamıyoruz. İçimiz yanardı aslında. El açardık Rabbimize, yalvarırdık, ama olmuyor. Belki içimizde bir şeyler bitti. Yahut alıştık: Dizide de gösteriyorlar zaten, garibanların başına hep kötü şeyler gelir!

Umudumuzu kırıyorlar. Çaresizmişiz gibi gösteriyorlar. ”Rahman ve Rahim olan bir Rab”, “isteyin vereyim” diyen bir Allah – hâşâ – yokmuş gibi davranmaya programlıyorlar bizi. Dua etme ayrıcalığımızı elimizden alıyorlar. Hiç samimi bir dua sahnesine rastlamıyorsunuz dizilerde. Oyas umudu olan dua eder.

En iyisi biz yine Muallim Naci’ye dönelim. Yazar bölümü şu enfes cümlelerle bitiriyor:

Diyorlar ki, bir damla gözyaşı mûcib-i sa’âdet -i ebediyye olabilir.

Bende uzayan ve uzamak isteyen cümlelerimi şu âyet-i kerime meâliyle bitirmek istiyorum:

Kullarım senden Beni sorarlarsa, Ben çok yakınım. Bana dua ettiğinde, dua edenin duasına cevap veririm.  Onlar da Bana cevap versinler ve Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulmuş olsunlar. (Bakara, 2:186.)