TUBA GÜVEN

Günlük Risale-i Nur okumamı yapmak için kahvemi, Risalemi ve telefonumu yanıma alıp bahçeye oturmuştum. Kahvemden bir uydum içmeden telefonuma bildirim geldiğini gördüm. Hemen baktım ve sonra telefonumu kenara koyup Risalemi okumaya başladım. Bir iki sayfa ya okudum ya okumadım, tekrar bildirim geldiğini gördüm. Aslında telefonumu cidden sırf o bildirimi okumak için yanıma almıştım, sonra kitabımı okumaya devam edecektim.

Ne yazık ki öyle olmadı!

Saate baktığımda yaklaşık bir saat sosyal medyada vakit geçirmiş olduğumu gördüm. Asıl yapmak istediğim şeyi ise yapamamış, bir iki sayfa okumakla kalmıştım. İrademe hakim olamadığım için kızdım kendime.

Sonra sebebini düşündüm.

Her an mânevî cihadda, harp meydanında olduğumu unutup, gaflete dalmışım.

“Harp mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, “o harp ise nefis ve hevâ, cin ve ins şeytanlarına karşı mücahede edip, günahlardan ve ahlâk-ı rezileden, kalp ve ruhunu helâket-i ebediyeden kurtarmaktır.”

Mânevî cihad deyince genellikle aklımıza âfâki şeyler geliyor; oysa her an harp meydanındayız ve en basit fiilimizle, ya nefsimizde olan mücadeleyi kazanıyor, veya  Allah muhafaza etsin kaybediyoruz.

Meselâ hepimizin günlük yaptığı yemek içmek gibi en basit şeylerde dahi sünnet-i seniyyeye mi yoksa nefsimize uyarak mı hareket ediyoruz sorusu, o mücadelenin neresinde olduğumuzu gösterir.

İşte ben de okumamı yaparken nefsimin hevesine uyup, sosyal medyanın cazibesine kapılmış oldum.

Rabbim bizlere her an meydan-ı harpte olduğumuzu unutturmasın ve nefsimizle mücadele ederken yar ve yardımcımız olsun.

Rabb’imiz va’d ediyor:

وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِن۪ينَ

“Uğrumuzda mücahede edenlere Biz mutlaka yollarımızı göstereceğiz. Zira Allah iyilik yapan ve iyi kulluk edenlerle beraberdir.” (Ankebut, 29:69.)