HATİCE BİNNUR AVAN DEMİRCİOĞLU

Tatilin de tatili olur mu hiç? Tatilden sıkılınır mı? Bıkılır ve tatilde tatil ihtiyacı hissedilir mi? Uyumaktan, boş boş oturmaktan, iş yapmamaktan, yapmadığın işin bezginliğinden, dinlenmekten yorulunur mu?

Kalkmadığın erken saatleri gözler arar mı? Yapmadığın günlük rutin işler özlenir mi hiç? Eller uyuşur mu alıştığı işlere girişmemekten, ayaklar hamlar mı gidip gelmemekten? Kollar ağrır mı hareketsizlikten, boyun tutulur mu gevşemekten? Ya gözler, dinlenir mi gerçekten saatlerce kendinden geçmişlikten, uzatılan uyku saatlerinden… Sıkılınır mı oldukça dinlenmekten, yorulunur mu işsizlikten?

Ya ruh, o ne hisseder bu sakinlikten? Sakinlikten fenalaşmaz mı? Durgunluktan daralmaz mı? Bu bezginlikten afakanlar basmaz mı?

Denizi sadece deniz diye, içinin, dibinin, derinliğinin, dışının hikmetini, varoluşundaki hakikati bilmeden; yeşili yalnızca eğlenme alanıymış gibi bilip, onda görülebilecek birçok mânânın barındığını kaçırmışken,  anlık yaşamaktan doyar mı hiç? Çok ani bir geçici ferahlık vermez mi?

Ya o boşuboşluk? Boşluğa sürüklemez mi? Boşu boşuna geçmiş her anı içine alan o tatil, zamanın katili olmaz mı?

Dinlenme amacı ile tatil aracını asıl amaca çevirmek yerine, bu fırsatı dinlenme ile yoğun günlerin perdesi hazır aralanmışken bu sükûnette dillendirilmeyen hakikatlerlere kulak vermek tam hakikatli bir dinlenme olmaz mı?

Boş vakit diye birşey var mı, ya da vakit gibi en değerli şey boş diye adlandırılır mı? Hani zaman çok çabuk geçerdi?

Zaman nasıl da geçer vakit hiç kımıldamazken?

Tatili de tatile çıkarmak lâzım – ya da tatilde çok çalışmak… Hazır fırsat geçmişken ele, eli, ayağı, gözü, kulağı yolu yordamına göre kullanmak, hepsinin hakkını yerinde vermek lâzım.

Tatil hakikatin katili olmasın da, tatilsiz hakikatin içinde tatilin yaşattıklarından daha fazlasını keşfetmek lâzım.