ŞEYMA GÜR

Güneş Çamlıca tepelerinden doğarken bulutların kenarında ışıktan nakışlar işliyor.

Birkaç balıkçı teknesi işbaşında.

Dünden sahilde çekirdek çitletenlerin kaldığı yerden devam eden bir grup serçe

Koca kayaların aralarını yurt edinmiş kediler.

Tek tük geçen arabaların arkasından havlayan işgüzar köpekler.

Bir lokma için kavga eden martılarla kargalar.

Denizin usta dalgıçları karabataklar, hepsi Rezzak-ı Kerimlerinden birer rızık talep ediyorlar.

Belediye otobüsleri henüz yarı boş geçiyor.

Üzerine güneşin şavkı vurmuş deniz durgun.

Ve bir grup insan.

Sabah namazının akabinde,  her biri işlerine dağılmadan önce  yüzmeye gelmişler. Yaz kış her sabah yaptıkları gibi. Sayıları yazın 50’yi buluyor.  Kışın 10’lu sayılara düşse de 20 senelik gelenek kesintisiz devam ediyor.

Denize giriş yaptıkları yeri, adeta bir yaşama alanı gibi düzenlemişler. Geniş düz kayaların üzerinde bir de mescidleri var. “Saray Mescidi” yazmışlar üzerine. Bir direğe asılı olan bayrak, alâmetleri.

!5 senedir hemen her sabah güne, Sarayburnunda yüzerek başlayan Sadık Çakmak, kışın yüzmenin ayrı bir keyfi olduğunu söylüyor. Grubun en yaşlıları, 70-80 yaşlarında. Gençler, hattâ babaları ile gelen çocuklar da var. Kendilerini Sarayburnu akıntısına bırakarak yaptıkları yüzmeye “dolmuş yapmak” tabir ediyorlar. Akıntıya karşı yüzmek veya yürüyerek dönmek tercihe kalmış.  Güneş doğmadan başlayan yüzme seansları, birlikte yapılan kahvaltı ile son buluyor. Ramazan’da da her Cuma akşamı halka açık iftar veriyorlarmış burada.

Sahilin sakinleri olan mahlukâtı da unutmuyorlar. Her sabah onlar için kasaplardan toplanmış kilolarca et ve kemik bırakılıyor taşların üzerine. Kediler, köpekler, martılar, kargalar hatta fareler bile nasipleniyor bu sofradan.

Serin sabahların sıcak dostlukları yıllardır sürüp gidiyor Sarayburnu kıyılarında.