Nur sevdalısı Mali’li İbrahim’i Rabbine uğurladık

0
2012

HAKAN GÜLERCE

Her şey 2011 yılında aldığımız bir e-mail ile başladı. İbrahim isimli bir genç Nijerya’dan yazıyordu:

“Ben burada İslâm çalışmaları alanında yüksek lisansa başladım. Tez hocam Prof. Vaffi Foday Sheriff, geçen yıl İstanbul’da Risale-i Nur Sempozyumuna katılmıştı. Bana Risale-i Nur’dan ve Vakıftan bahsetti. Ben de yüksek lisans tezimi Risale-i Nur üzerine yazmaya karar verdim. Her yıl düzenlediğiniz Risale-i Nur üzerinde çalışmalar yapan genç akademisyenlere yönelik olarak düzenlediğiniz toplantılara ben de katılabilir miyim?”

Kendisine “Elbette, başımız gözümüz üstüne, bu konferanslar sizin için yapılıyor” diye hemen vize işlemleri için davetiye gönderildi. Ama kaderin tecellisi farklıydı; konferans zamanına kadar İbrahim’in vizesi çıkmadı. O yıl gelemedi.

Ama İbrahim yılmadı. Tekrar çalıştı, bir taraftan da tezini yazmaya başladı. 2012 yılı konferansı için vizesini aldı. Beklenen heyecanlı gün gelmişti. Uçağa binip İstanbul’a gelecek ve Nur talebeleri ile buluşacak, dünyanın birçok ülkesinden gelen ve onun gibi Risale-i Nur üzerinde çalışmalar yapan öğrencilerle tanışacak ve alanlarında uzman hocalardan ders alacaktı. Ancak yine olmadı. Bu sefer de uçak bileti ile Avrupa üzerinden aktarmalı olduğu için vize sorunundan gelemedi. Geri döndü.

Ne İbrahim’in yılmaya niyeti vardı, ne de bizim. 2013 yılında İbrahim tezini bitirmek üzereydi. Bütün vize ve biletleme işlemleri titizlikle yapıldı ve nihayet onu İstanbul havaalanında karşıladık. Çok heyecanlıydı. Türkiye’yi çok seviyordu. Bir seferinde, “Türkiye’yi Risale-i Nur’dan dolayı çok seviyorum” demişti, “İnsanlarını da çok seviyorum, kendimi evimde gibi hissediyorum.”

İbrahim, programlar kapsamında İstanbul’da ve Bursa’da on gün kaldı. Çok şey öğrenmişti. Sürekli Risale-i Nur ile tanıştığına şükrediyordu. Nijerya ve Mali Risale-i Nur’a muhtaç diyordu. Ve o yıl doğan evlâdının adını da “Bu evlâdı bana Rabbim Risale-i Nur okumalarımın bereketiyle ihsan etti” diyerek “Said Nursî” koymuştu. İbrahim, aradığını bulmanın huzur ve mutluluğu içerisinde ülkesine geri döndü.

Ertesi hafta bizi arayan tez hocası Prof. Vaffi idi. “Bu çocuğa ne olmuş? Kendisini tamamen Risale-i Nur’a vermiş, gece gündüz okuyor. Çalışmalarınızı tebrik ediyorum ve öğrencimize verdiğiniz destekten dolayı çok teşekkür ediyorum” diyordu. İbrahim yine Vaffi hocanın himayesinde aynı üniversitede doktora tezini de tamamlayıp ülkesi Mali’ye geçmiş ve orada İslâm Üniversitesi’nde hoca olarak göreve başlamıştı.

Birkaç yıl sonra İbrahim ağabeyin bir çocuğu daha olmuştu. Onun adını da Recep Tayyip koymuştu. Muhammed ismindeki 15 yaşındaki büyük oğlunu da hayırsever bir kardeşimiz 2016 yılında Isparta’da hafızlık kursuna kaydetmişti. Artık İbrahim’in bir ayağı “ikinci vatanım” dediği Türkiye’de idi.

***

Yıl 2017. İbrahim Dia, Türkiye’de düzenlenecek olan bir aylık bir Risale-i Nur okuma programından haberdar olur. Hem hafız olmaya yakın olan oğlunu görmek, hem Türkiye hasretini gidermek, hem de Türkiye’den ve diğer İslâm dünyasından katılacak talebelerle, Risale-i Nur’un yazıldığı menzillerde okumak için Türkiye’ye gelir. Bir ay boyunca okur, okur, okur…

14 Ağustos 2017 gecesi, daha önceden de ara ara hissettiren kalp rahatsızlığı için tedavi olmak ister. Yapılan muayene neticesinde hemen ameliyat olmasına karar verilir. “Bari gelmişken olayım” der. Ancak ameliyat masası onun Cennete uçacağı masaya dönüşür. Henüz 37 yaşında olan İbrahim kardeşimiz rahmet-i Rahmân’a hem gurbette, hem bir okuma programının ardından, hem de ameliyat masasında manevî şehadet mertebesinde ulaşır inşaallah.

***

Bu sabah İbrahim kardeşimizin mübarek cesedini yıkama ve ülkesine göndermeden önce cenaze namazını kılma şerefine nail olmakla kendimi bahtiyar biliyorum. Ve ben hâlâ İbrahim kardeşimizin oğlu Muhammed’e yapılan bilet alıp Mali’deki cenazeye onun da katılması ve sonra geri dönmesi teklifini “Hafızlığım bitmek üzere, önce hafızlığımı tamamlayım, hafızlığım bölünmesin”  diyerek reddedişine şahit olmanın sarsıntısı içerisindeyim.

Prof. Vaffi hoca ile bu sabah yaptığımız telefon görüşmesinde “İbrahim, Nijerya’da Risale-i Nur hizmetleri için çok büyük gelecek vaad ediyordu” dedi. İbrahim hocamız, ağabeyimiz ve kardeşimiz, arkasında bıraktığı yetimlerle bize de büyük bir manevî sorumluluk yükleyerek gitti. Onun gaye-i hayali, Afrika’da Risale-i Nur’u tanıtmak ve neşretmekti. Şimdi onun hayali daha ağır bir şekilde bizim omuzlarımızda…