ESRA KÂĞIT

“Bir varmış bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş” diye başlayan masalları dinlemişliğimiz çoktur.

Ben de öyle başlamış olayım anlatacağım masala; çünkü sizlere Allah’ın güzel bir kulundan bahsedeceğim.

Baştan sona gerçek olan bu masalın kahramanı İsmail amca köyünü çok sever, senenin 4-5 ayını orada geçirirdi.

Mayıs- Haziran ayları geldiğinde köydeki akrabaları ve kadîm dostları onu beklemeye başlardı. Ha geldi ha gelecek derken bir gün ansızın çıkagelirdi.

Gel zaman git zaman seneler hızla akıp geçerken günün birinde İsmail amcanın vefat haberi ulaştı köye.

“Demek ki geçen yıl bu köye son gelişiymiş haa… Son kez kilitlemiş evinin kapısını. Çamurları hâlâ üzerinde olan ayakkabılarıyla son kez dolaşmış bu yollarda. Arabasını yıkayıp paklayıp son defa park etmiş evinin garajına. Sapasağlam adamdı halbuki. Oturup çay içmiştik şu ağacın altında. Uzun uzun sohbetler etmiştik. Vay bee yalan dünya…”  türünden cümleler birkaç hafta konuşuldu köylülerin arasında.

Vefat eden pek çok  kimsenin ardından böylesi muhabbetler yapıldığı için bu cümlelere çoğumuz aşinayız aslında; fakat bu masalın bundan sonrası, duymaya çok da alışık olduğumuz türden değil doğrusu.

İsmail amca kendisine lutfedilen 73 senelik ömür sermayesini yaşarken çevresine faydalı olmayı kendisine şiar edinmişti. Tanısın tanımasın fark etmez, yardıma ihtiyacı olan birini görse o an elinden geleni yapmaktan geri durmazdı.

Meselâ köyden ilçeye arabasıyla inerken yolda araç bekleyen birisini  gördüğünde, onu da arabasına alır, gitmek istediği yere kadar götürürdü. Bir keresinde de hasta olan küçük çocuğunu hastaneye yetiştirebilmek için vasıta bekleyen zor durumdaki bir anneyi gideceği yere bırakmış. Şimdi o anne yaşadığı hadiseyi  “Hızır gibi yetişmişti İsmail amca” diye ruhuna rahmet okuyarak anlatıyor.

Köyde yaşayan bir akrabası bahçeden topladığı meyveleri misafirlerine ikram ederken “İsmail amca’nın ağacından topladım, kabrine nur yağsın” diye dualar ediyor. Meyvelerden yiyenler de “amin” diyerek duaya iştirak ediyorlar.

Vefatından birkaç ay önce de geçmek mümkün olmadığı için insanların başka bir yerden gidip yürüme mesafesini uzatmak zorunda kaldıkları bir yol ayrımına küçük bir köprü yaptırmış. İsmail amcanın bu şirin köprüsü de şimdi köy halkına hizmet verip duaya vesile oluyor.

Çocukluğumuzda kahramanı ölünce biten masallar dinledik hep, ama bu köy masalında durum tam tersi…

Kahramanın vefatı adeta masalın başlangıcı olmuş.

Dünyasını değiştiren İsmail amca artık bedenen köyüne gidemiyor ama gün geçmiyor ki yaptığı iyilikleriyle hayırla yâd edilmesin.