ŞEYMA GÜR

Artık kesinlikle eminim. O hep aynı kiraz ağacının, hep aynı dalında, hep o aynı kuş!

O bir yeşil papağan.

Artık onu tanıyorum. Bu şehirde yaşayan yüzlerce yeşil papağan içerisinde biri var benim tanıdığım, benim seçebildiğim.

Önceleri mutfak penceremin hemen yakınında duyduğum sesin küçük bir kuşa ait olduğunu sanıyordum. Meğer benim yeşil papağanım taklit ediyormuş o sesi.

Tüyleri dağınık biraz. Arkadaşlarındaki boyun gerdanlığından yok onda. Bu işaretler yardımcı oluyor tanımama. “Mukallit” diye seslendiğimde arkası dönükse dönüp bakıyor. Çoğu kez sesle cevap veriyor.

Sesini de tanıyorum artık. Duyduğumda “Mukallit gelmiş” diye pencereye koşuyorum ve yanılmıyorum.

Düşünüyorum; nedir beni bir kuşla ahbab eden?

***

Ne zaman İstanbul Boğazından vapurla geçsem, gözlerim denizi tarayarak yunus arar. Eğer yakında bir mesafeden bir kaç yunusun peş peşe neşeli dalışlarını yakalayabilmişsem dünyalar benim olur. Gönlüm şenlenir.

Nedendir o bir kaç dakika onların şen yüzüşlerini görebilmenin verdiği mutluluk?

Minik civcivlerini canı pahasına korumaya hazır bir anne tavuğun yanına yaklaşabilmek, ancak onun güvenini kazanabilmekle mümkündür. O güveni kazanabilmiş olmak, güveninin nişanesi olarak elimden yem yemeyi kabullenmesi eni konu sevindirir.

Neden?

Doğumunu mümkün olan en gizli saklı yerde yapamayı tercih eden kedicik, yavrularını dünyaya getirmek için oturma odanızdaki kanapenin arkasını seçmişse, aranızda tam bir güven ilişkisi var demektir.

***

Insan, insanla ünsiyet eder. Ama onunla kalmaz, bütün kâinatla alâkadar olur. Kalbinde yer verir. Kendisinden büyük buğdayı yüklenmiş yuvasına taşıyan karıncayla da, çitin tellerine incecik dallarını atıp, sımsıkı sarılan fasulyeyle de, tatlı dokunuşlarda yüzünü okşayan rüzgarla da ünsiyet eder.

Çünkü, ahirâet yurduna geçişin hazırlık salonu olan, misafir olarak kaldığı şu dünyada, iman sâikiyle, umumi bir şenlik görür. Her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve neşe içinde zikirhaneler belirir, herkes bize dost ve akraba görünür.

Çünkü Hâlıkımız bir, Malikimiz bir, Mabudumuz bir, Razıkımız birdir, mü’min bunu böyle bilir.

Malikimiz bizi sever, sever de yaratır! Biz O’nu severiz, sever de secde ederiz. Sonra da, Vedûd olan Rabbimizin kalplerimize koyduğu sevgi ile biz yaratılmışlar birbirimiz severiz, sever de ahbab oluruz.

Sadakte ya eyyühe’l-Üstad!