İSİMSİZ ANNE

Kendim olmaktan çıktığım ve bir türlü kendi yoluma dönemediğim zor zamanların meyvesisin sen.

Herşeyi geride bırakıp bilmediğim, tanımadığım bir şehirde sadece unutulmak ve unutmak isterken yeniden hatırlayışımsın.

Ben kaybımın da kazancımın da ne olacağını bilmeden nefsimin aldanışları, yanlışları, yanılışları, arafları ve kırılmışlıklarımla düşmüştüm yollara.

Nereden bilebilirdim yeniden başlamak için bitmesi lâzımmış Enn’lerin…

Ve ben kendime bile yetemezken nereden bilirdim kaderimde sana anne olduğumu?

***

Niyetliydim. Ezana saatler kala bir telefon! Kader ağlarını seninle benim arama örmüş meğer.

Bir iş başvurusu ve işe kabul edilişim. İşe başlama yerime götürülüyorum: bir yetimhane.

Aman Allahım! İçimdeki bu kimsesizlik ve terk edilmişlikle ben nasıl kimsesizlere çare olurum?

Dilim tutuldu! Sen beni gördüğün ilk anda onca çocuğun içinden sıyrılıp kucağıma atılarak “Annemm!” deyiverdin. Ve ben sanki yitirdim dediğim herşeyi o anda yeniden ellerimde buldum.

Yanılmıştım. Yanılmışlığım aldanmışlığımdandı ve ben, sen kucağımdayken, başın omuzumda sımsıkı sarılmışken bana, yeniden var oluyordum.

Artık ne kendime ne başka birine bir şey olamayacak kadar tükenmişken, küçücük bir bebe bana bu dünyadaki en zor, en ağır, en anlamlı sıfatı yüklüyordu. Demek ki bu sürgünüm, onca zaman sürünmüşlüğüm boşuna değildi.

***

Aylar geçti. Sana abla olmaya, hoca olmaya, arkadaş olmaya çalıştım.

Ama sen bana hep “Annemsin” dedin.

Ben kaçtım korktum, sen gelip gelip boynuma dolandın, ayaklarıma uzandın, “Anne beni ayağında uyutsana, çok bekledim” diyerek.

Haklıydın! Doğduğun günden beri hakkındı. Ben sana haksızlık yapamazdım.

Beni koklayarak uyurdun. “Çocuklarını nasıl uyutur anneler, beni öyle uyut” deyip dağladın içimi.

Ve ben senin küçücük bedenindeki acıları gördükçe, dert sandığım herşeyi, aldanışımı, ağlayışlarımı, terk edilişlerimi, yalnızlığımı, içimdeki yangınları senin yangınlarınla suladım.

Ah benim boncuğum! Senin acıların benim dermanım oldu.

Benden vazgeçmeyen bir Yaratan vardı. Demek ki hâlâ umut vardı. Demek ki farkında olmasam da içimde yeniden doğmayı bekleyen bir ben vardı.

Bir anne vardı…

Senin bana dokunuşlarınla hayatımdaki herşey aydınlanıyor ;yeniden yeniden umutlar yeşeriyordu.

***

Ve bir gün karnımda artık kendi bebeğim büyümeye başladı, oradan ayrılmalıydım.

Peki ya sen? Arkamda bırakmayı denedim seni. Yüreğime, ruhuma işleyen ve benden başka kimsesi olmayan, beş on yıl sonra o yetimhaneden de gönderilecek olan sen…

Ne mümkün artık! Hele kanıma işlemeye başlamışken annelik… Bana anne diyen, beni annesi kabul eden birini, senin o kara gözlerini, cılız bedenini, sevilmemiş öpülmemiş ellerini, koklanmamış saçlarını, anlaşılmamış ürkek yüreğini, minik bedenini nasıl yok sayardım!

Ben bir Hiç’ken, sen beni anne yapmıştın. Ben şimdi bir anneyken senin nasıl bırakırdım!

Engellerin vardı. Doğar doğmaz terk edilmek yaralar açmıştı ruhunda, aklında, bedeninde. Aile, baba, amca, dayı, ev… Sen bunları bilmeden ve belki hiç anlamayacak iken ben nasıl kendi çocuğuma annelik ederdim!

Önce misafir olarak verdiler seni bana. Sandılar ki kendi kızımı kucağıma alınca senden vazgeçeceğim.

Gün gün, saat saat işlendin içime. Bebeğim karnımda büyüdükçe, sen de yüreğimde kat kat büyüdün. Nasıl ona kavuşmak için heyecanlandıysam hergün sen benim ol diye öyle heyecanlandım. Bazen karnımdaki kardeşin için hayaller kurdukça senden utandım.

Sen Yaratan’ın vicdanıma yerleştirdiği bir “Ahh!”tın. Sen bana ne olurdun bilmiyorum ama ben sana anneydim, sen biliyordun.

Ahh benim nazlı kuzum! Keşke daha önce tanısaydım seni. İlk emeklediğinde kucaklayıp sarılsaydım. Ateşlendiğinde öpüp koklasaydım. ilk adımlarında alıp seni havalara uçursaydım. Senin hakkındı bunlar. Ahh, o hakkı veren ben olsaydım! Hâlâ gelir aklıma. Hâlâ suçlanırım. Şimdi gelse elimden, bu kadar koca kız olmasan, gücüm yetse de yıllarca kucağımda yatırsam, yüzünü okşasam. Yaşamadığın, yaşayamadığın ne varsa sersem önüne.

Sonra verdiler seni bana, benimdin zaten. Eğer bir yazıyı Allah yazarsa kulunun alnına…

İşte sen benim alnıma yazılmış en güzel yazımsın. Canımsın!

***

Yıllar geçirdik beraber iki kardeşin oldu. Hâlâ zor senin hayatın. Öğrenmen, hatırlaman, unutman, herşeyin zor.

Evet kolay değildi benim de hayatım. Seni taşımak, geride eksik başladığın hayata yetiştirmek, kimseye aldırış etmeden koşarak devam etmek. Sana lâf gelmesin, seni kimse eleştirmesin, kimse üzmesin diye direnmek.

Saçlarının arasına yerleşmiş Cenneti gördüm ben..

Çok yorulduğum, bunaldığım, daraldığım zamanlarda o Cennete dokunuyorum. Parmak aralarımdan sızan ırmaklarla yeniden canlanıyorum.

Sana uzun uzun bakıyorum bazen. Her şeyden habersizsin şimdi. Bir gün gerçeklerinle yüzleştiğinde ağlamandan korkuyorum, acımandan, sızlamandan..

Sen hiç ağlama! Sen kırılma! Çünkü seni tanıdığım günden beri herşey ama herşey sana bağlı. Senin canın yanınca benim elim ayağım titriyor. Olur da yetemezsem, hissedemezsem, yetişemezsem, acını dindiremezsem diye ödüm kopuyor.

Çünkü aylarca boynuma sımsıkı sarılıp uyudun. Elimi bir an bile bırakmadan uyudun. Yanımdan bir adım ayrılmadan yürüdün. Konuşamadığın kelimeleri kullanamadığında gözbebeklerime bakarak büyüdün.

Senin korkularını, o korkuların sende açtığı yaraları gördüm ben. Onları iyileştirmek için çok çok çabaladık ve sen çok yoruldun!

***

Engelli bir çocuğa doğruları öğretmek. Yılların eksiğini tamamlamak, boşlukları doldurmak, dolmayacak boşlukları başka doğrularla dengelemek… Bunların hepsini en iyi şekilde yapmaya çalıştım. Belki doğru, belki yanlış bilmiyorum. En doğrusu olsun diye deli gibi koşturdum. Çok dua ettim.

Çünkü sen bana Rabbimin en özel emanetiydin!

Çünkü sen bana en zor zamanlarımda ayağa kalkmam için verilmiş bir mucizeydin, kıymetini bilmeliydim.

Ben anne değilim sana, hayatın boyunca neye ihtiyacın olacaksa oyum.

Ne istersen o…

Çünkü sen hayata kimsesiz başladın, ben senin KİMSEN’im .

Zorlu olacak hayatın. Ben gücüm yettikçe zorluklarını sırtlayacağım. Sen de güçlü ol diye çırpınıp bunu başaracağım biliyorum.

Belki bir gün merak edersin; kardeşlerinden ayrı mı sevdim seni, ayırdım mı?

Ne kadar seviyorum bilmiyorum ama tabağımızda kalan son köfteyi kardeşin ve sen aynı anda isteyince kardeşine belli etmeden büyük parçasını sana verecek kadar çok seviyoruz seni baban ve ben…