ŞEYMA GÜR

Rabia, Rukiye, Beyza Nur, Gülsüm, Ayşegül, Esra, Gülşah… Bunlar sadece benim tanıdıklarım. Yüzümüzün akı, medâr-ı iftiharımız hamiyetli gençler bunlar.

Kimi öğrenci, kimi bir işte çalışıyor, kimi evinde. Ne yaptıklarına gelince: Onlar hayatlarının baharında, hem meşguliyetlerinin içinde, hem bu sıcak günlerde hepimizin üzerine düşen bir vazifeyi hepimiz adına üstlenmiş durumdalar.

Bizim misafirimiz, emanetimiz, kardeşimiz olan Suriyeli çocuklarla ilgileniyorlar. Onları tek tek evlerinden alıp, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı çatısı altında muhtelif etkinlikler düzenliyorlar. O çocuklar kendilerini iyi hissetsin diye, bu ülkeye ısınsınlar, umutsuzluğa ve yılgınlığa değil, umuda yelken açabilsinler diye onlara emek ediyorlar, sevgilerini sunuyorlar, ihtiyaçlarına koşuyorlar.

Bazen okula devam edebilmeleri için gerekli şartları hazırlayıp derslerine yardım ediyorlar.

Bazen birlikte uçurma uçuruyorlar. Veya körebe oynuyorlar.

Üst başları ile ilgileniyorlar.

Birlikte kahvaltı yapıyorlar. Ne gerekirse işte..

O çocukların ablalarını görünce aileden biriymişcesine, bir yakınları imişcesine nasıl koşup onlara sarıldıklarını gördüm.

Bir çocuğa en ziyade sevgi gerek – hele yerinden yurdundan olmuş, evinden, arkadaşlarından, belki ana babasından ayrı düşmüş bu yaralı çocuklara.

Bu çocuklara Allah’ın güzel ve iyi kulları da olduğunu göstermek, Allah’ın rahmetine olan inançlarını korumak gerek.

İşte bunu yaptıkları için bu hamiyetli gençlerimizden Allah yerden göğe razı olsun. Emsallerini arttırsın inşaallah.