ŞEYMA GÜR

Eşimin köpeklerle arası iyi değildir. Galiba çocukluğunda köpeklerle yaşadığı bir iki tatsız hikâyenin neticesi…

Ama bu bayram sabahı, ilk hediyesini bir köpeğe verdi.

Kül, komşumuzun köpeği. Kocaman bir Kafkas kangalı. Renginden dolayı bu ad verilmiş. Sahipleri tatile gittiği için önümüzdeki birkaç haftayı zincire bağlı olarak geçirecek. Bu benim için katlanılmaz bir şey. O yüzden imkân buldukça bu koca cüsseli köpeği gezdirmeye çalışıyorum. Hiç kimse ömrünü zincirlere bağlı halde geçirmemeli. Şeytanlar hariç…

Bu bayram sabahı kahvaltı hazırlığı içindeydim. Ailede rağbet gören otlu poğaçamı yapıyordum. İçimde tatlı bir huzur. Ramazan’ı idrak etmiş olmanın, Rabbanî hediyelere kavuşmanın, bayrama ermenin sevinci, huzuru, Ramazan’ı geride bırakmış olmanın hüznüne karışık. Kur’ân’la dopdolu geçmiş bir Ramazan geride bıraktığım. Ama bu sabah Kül’ün payına düşen bir şey yok benden yana.  Sabah serinliğinde onu gezdirmeye vaktim yok. Sıcağa da o dayanamaz. Kaldı bugün…

Kalmadı ama.

Benim şefkatli eşimin bütün Ramazan boyunca Kur’ân ile iyiden iyiye hemhal olmaktan inceldikçe incelmiş kalbi bu duruma razı olamadı.

“Yazıktır şu hayvancağızı gezdireyim” dedi. “Bu da onun bayram hediyesi olsun.”

Kül’ün sevinci görülmelere değerdi. Yaramaz çocuklar gibi koşuyor, hoplayıp zıplıyor, ara ara eşimin ayaklarının dibine yatıp minnetini, muhabbetini gösteriyordu.

Mü’min mükrimdir. Ve bundan herkese bir nasip vardır; köpeklere bile…