ŞEYMA GÜR

Rabbimiz “İnsan yediklerine baksın” buyurdu (Abese: 24).

Baktım.

En temiz, en nezih yiyeceklerle beslenip bakıldığımızı gördüm önce. Bir tercih edicinin tercihiyle ben insan olurken, onlar kuş, böcek, balık, ağaç vs. olan mahlûk kardeşlerime baktım bir de. Kimi solucan, kimi çamur, kimi gübre yiyordu. Beni insan olarak yaratan Rabbime hamd ettim. Hiç şüphesiz diğerleri de hallerinden, yediklerinden memnundurlar. Ama ben biliyorum onların ne yediğini, benim ne yediğimi.

Yiyecek olarak takdir edilmiş, izin verilmiş her şeyin son derece çekici ambalajlar içinde, güzel kokularla, nefis tatlarla süslenmiş olarak sunulduğunu gördüm, nasıl şükredeceğimi bilemedim. Böyle olmasaydı da yaşamak için yemek zorundaydım. Ama Rabbim lütf u keremiyle hayatımı sürdürmek için mecbur olduğum bir eylemi, hayatın en lezzetli zevklerinden biri haline getirmişti. Apaçık bir ikram, şükre davet gördüm; yiyecekler, tatları ve kokuları miktarınca hamd ettim.

İnsana yiyecek olarak sunulmuş olan her şeyin tam da insanın ihtiyacı olan şeyler olduğunu gördüm. İhtiyaçlarım ve yediklerim karşılıklıydı. Üstelik yaşadığım yere ve zamana göre değişen ihtiyaçlarım da gözetilmişti. Bu tedbirdeki hikmete hayran oldum. Kendimi rahmetin ve hikmetin kucağına bıraktım.

Yediklerim, sadece temiz, lezzetli, besleyici, güzel olmakla kalmayıp  bir de şifalı idi. Her türlü tahribâta, hasara karşı, onarıcı, düzeltici hâsiyetlerle donatılmıştı. Yediğim her lokma, eğer suiistimal etmezsem, hem gıda hem şifa idi. İlâçların en güzeli hem de…

Bizi böyle nâzeninâne besleyen, şu dünya hanında en hatırlı bir misafir gibi ağırlayan Rabb-i Rahîmimize, üzerimizdeki ikramları adedince hamd ü senâlar olsun. Her lokmanın şükrünü edâ edebilmeyi nasip etsin.