HATİCE BİNNUR AVAN DEMİRCİOĞLU

Bir minderimiz vardı, bir de aslında dolap olan ama üstüne minderi koyduğumuzda bana taht gibi gelen en konforlusundan yemek yeme köşemiz. Annem alırdı eline tabağı kaşığı, ben de geçerdim yemek köşeme. Annemin elindeki kaşık benim gözüme masalların etksiyle sihirli bir değnek gibi gelirdi, tabak ise içinde duygu yüklü kahramanlar barındıran bir kulübe… O kulübedeki kahramanları içime almazsam bana çok darılırlardı, biliyorum.

Kabağı yemezsem çok ayıp ederdim, çünkü kabak çocukların sevgilisi Peygamber Efendimizin (s.a.v.) en sevdiği yiyecekti. Yumurtamı bitirmezsem de aklımı kullanmamış olurdum; bir bünye nasıl mahrum bırakılırdı böylesine bir güç kaynağından? Sütü bir dikişle değilse bile bir şekilde çekmezsem içime kendime en büyük kötülüklerden birini yapmış olurdum; cılız olup, ufacık tefecik kalırdım. E, bir de ıspanağım kalırsa tabağımda, nasıl baş ederdim güçlü olmam gerekenlerle, hep yenik düşerdim ıspanak yiyenlere.

Annem bana masal anlatırken dudakları bir büyüyor bir büzüşüyor, gözleri bir kısılıp bir beni içine alacak kadar irileşiyor, elindeki kaşığı bir bende bir onda, kayık gibi gidip geliyor… Ben ise annemi tutsak almışım, ta ki o da beni bu hallerine tutsak etsin.

Annemi zorlar gibiydim. Onu zorlayarak ondaki hüneri, mahareti, iknâ gücünü, başarıyı ve bunlarla birlikte şefkati, hoşgörüyü, anlayışı, sabrı, çocuklaşmayı seyrediyordum. Ve bekliyordum annemin hayal gemisinin yanımıza gelmesini, ikimizi de alıp hoş sulara götürmesini.

Hayalimde sakladığım gizlilikleri konuşabilme cesareti annemden aldım. Hayalimin konuşulması onun ciddiye alınıyor olması demekti.

Derken biriyle tanıştım. Annemin bana seçtiği bir arkadaştı Tacik. Tacik de bendendi, aynı benim gibi. Önce direnir, sonra bu mânâsız direnişten vazgeçer, boyun eğerdi annesinin masalsı değneğine.

Ben yemiyordum, ağzını açan Tacik’di. Annem benden değil Tacik’ten bahsediyordu. Yemek yedirdiği ben değildim. Onu yoran da Tacik’di. Annesini çaresiz bırakan Tacik’i kendine getirmeye çalışıyordum, annemin yaklaştırdığı kaşığı geri çevirmeyerek. İstemezdim Tacik gibi benden de şikâyetçi olunmasını, annesini üzmeyi.

Annem… Ah annem! Ne güzel de dolaylı yönden bulurdu yolunu. Elimi zorla tutup çekseydi beni götürmek istediği yere, mutlu olabilir miydim o gittiğim yerde?

O hep bana çok güzel yol gösteriyor, eline yapışan ise ben oluyordum. Varmamı istediği yere dayatmadan gidiyorduk. Yolun kenarlarını öyle süslüyordu ki, kendimden geçmişe dönüyordum annemle birlikte o yoldan ilerlerken. O zaman bana acı gelen patlıcan lokum olmuş, bitirmekte zorlandığım yumurta da bitmiş, gitmiş. Biz ise, annemle ben Tacik’ten bahsederken onun ve annesinin düştüğü hallere düşmemek için yolun sonuna gelebilmişiz.

İstemeyerek başlayan yemek saatleri keyifle bitirilen anlara dönüşüyordu annem sayesinde.

Annem… Ne zengin kadındı! Hem zengin, hem zeki… Zengindi; çünkü onda direnişlere karşı yok, yoktu. Güçlüydü; çünkü benim gibi yemek nimetini kendine zehir etmesini bilen bir çocuğun kendisini parmağında oynatmasına izin vermeyecek kadar o zehri tatlılaştırabiliyordu ki, bu da annemin zekice yaklaşımındandı.

Şimdi yemeklerden aldığım her tadda annemin ve elinde tuttuğu o özel kaşığın etkisini yok saymak haksızlık olur. Kimin elinden çıkarsa çıksın, annemin eli değmiş gibi düşünerek yerim. Çünkü bizi öyle güzel tanıştırdı ki birbirimize, aramızda sıkı bağlar kurdu. Elinden çıkanı değil, yemek adı altında sonsuz ve mükemmel olan nimetleri asıl Veren’i anlattı durdu. Elinde tuttuğu kaşık, içerisindekileri hazine sahibinden bana ulaştırandı sadece. O yüzden hep gizemliydi tabağımdan her doluşunda.

Şükretmeyi öğretti annem, ona her yemek serüveni sonunda teşekkür ettiğim sırada.

Tacik… O, benim içimdeki annemin bana armağan ettiği arkadaş. Belki de annemin yardımcısı. Bana doğrudan söylediğinde tesirsiz kalacak sözlerinin aracısı. Hayâlî arkadaşım. Annemle benim aramdaki gizli el, süper kahraman. Annem tarafından hayalimin seslendirilmesi. Bana ön ayak olan, bazen arkasına sığındığım güç. Bazen de yapmam dediklerimi yaparken “Ben yapmadım o yaptı” dedirtip beni rahatlatan…