ŞEYMA GÜR

Kur’ân bizimle konuşuyor

Bir yandan Kur’ân okurken parmaklarımı açıp kapıyordum. Zira bir süredir belli belirsiz bir ağrı peyda oldu eklemlerimde. “Yaşlılığın ayak sesleri zahir” dedim kendi kendime.

E, olacak. Ağrılar, sızılar yavaş yavaş gelip mesken tutacak ötemizde berimizde. Kafamdan şimşek hızıyla düşünceler gelip geçiyor. Nasıl bir yaşlılık beni bekliyor?  Bedenim bana yük mü olacak? Dünyanın şirin zevkleri gözüme görünmez mi olacak? Meselâ çiçeklerimle ilgilenmeye tâkat bulamayacak mıyım? Yürümek keyif değil ıztırap mı olacak? Hatta terhis edilmek için sabırsızlanacağım günleri de görür müyüm ki? Evlâtlara yük olur muyum?

Orada durdum düşündüm. Bu düşünce, kimseden su bile istemeyen bana çok ağır geldi. Bağımlı olmak, bakıma muhtaç olmak! Çok zor! Allah korusun!

O anda  eşimin bir sözünü hatırladım:

“Önceleri, ‘Allahım elden ayaktan düşürme’ diye duâ ediyordum. Sonra dedim, ben ne karışıyorum, Rabbim en güzelini bilir, nasıl isterse öyle yapar.”

Bu en mâkulu geldi, teskin etti kaygılarımı. Allah’tan iyi mi bileceğim bana lâzım olanı, hakkımda hayır olanı?

Derken… Aynı anda âyet karşıma çıktı:

“Onlar sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.” (Ankebut, 29:59).

El Hak! Gördüm, bildim, iman ettim ki Kur’ân kendisine yönelenlerle konuşuyor!

***

Kur’ân’dan büyük mucize mi var?

Peygamberler mucizelerle teçhiz edilmiş olarak gönderilirler. Zira “Ben size Âlemlerin Rabbi tarafından  peygamber olarak gönderildim” diyen adama sorarlar:

“Delilin ne?”

İşte Yüce Allah, insanlara yol göstermek için görevlendirdiği kulunu mucizelerle takviye etmek suretiyle mânen demiş olur: “İşte bakın, âdetimi, kanunumu elçim  için değiştiriyorum. İstersem onu, sizin bağlı olduğunuz kayıtlardan âzâde ederim. Zira o kanunu da koyan Benim.”

Peygamber Efendimiz de Kadîr-i Mutlak olan Allah’ın izniyle yüzlerce  mucize gösterdi.

Fakat Ankebut suresinde “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya” diye soranlara böyle cevap veriyor Rabbimiz:

“Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? İman edecek bir topluluk için, hiç kuşkusuz, onda bir rahmet ve öğüt vardır.”(Ankebut, 29:51).

İşte Kur’ân-ı Hakîm, mucize isteyene de yeter, öğüt isteyene de yeter, azana da yeter, ezilene de yeter, çaresize de yeter, korku içinde olana da yeter,  bir ışık arayana da yeter, şifa arayana da yeter, hakikat arayana da yeter, fikri sönük olana da yeter, hidayet isteyene de yeter, adam olmak isteyene de yeter, dost isteyene de yeter. Dünyada iyilik isteyene de, ahiret rahatlığı arayana da yeter.

Bu en büyük mucizedir!

Rabbine yakınlık umana Kur’ân yeter. O şartla ki, Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem Efendimiz gibi bir muallim ister.

***

Allah indinde erkekler ve kadınlar

Cenab-ı Allah, bağışlanma ve büyük bir ödül vaad ettiği kullarını bidiririrken topluca  “insanlar” demiyor da ayrıntı vererek, her seferinde erkekler ve kadınları ayrı ayrı sayıyor:

“Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, Allah’ın emirlerine itaat gösteren erkekler ve kadınlar, doğruluk sahibi erkekler ve kadınlar, sabreden erkekler ve kadınlar, Allah’a karşı saygılı ve alçakgönüllü erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler ve kadınlar—bunlar için Allah bir bağışlanma ile pek büyük bir ödül hazırlamıştır.” (Ahzab, 33:35).

Sonra Allah’ın hükmüne uyma mecburiyetinin her iki cins için  de aynı oranda bağlayıcı olduğunu yine aynı vurguyla bildiriyor:

“Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman, ne bir mü’min erkeğin, ne de bir mü’min kadının, o işte başka bir seçeneği olmaz.” (Ahzab, 33:36).

Geçmişte rastladığım gibi Cenab-ı Hakkın, erkekler ve kadınlar arasında (hâşâ ve hâşâ) erkekler lehine ayrımcılık yaptığını söyleyenlere rastlarsam yine, doğrudan doğruya bu âyetleri göstereceğim.