ESRA KÂĞIT

Camiye ulaştığımda ezanın okunmasına az bir zaman vardı. Koşar adımlarla hanım cemaati için ayrılmış olan bölüme geçtim. “Nereye otursam?” diye şöyle bir göz gezdirirken iki kız çocuğunun yanındaki tek kişilik boşluğu görünce sevindim.

Çocukların yanında saf tutmayı seviyorum. O masumlarla omuz omuza huzura durmanın tadı bir başka güzel geliyor bana.

Yanlarına oturunca gülümsedim onlara, onlar da bana gülümsediler.

Böylece otuz üç rekatlık seyahatimize güzel bir başlangıç yapmış olduk.

Namaz başlamıştı. Kâh kılıyorlardı kâh yorulup dinleniyorlardı. Dört rekatlık aralarda tüm cemaatin sesli okuduğu salâvatlara ise büyük bir coşku ile katılıyorlardı.

Bu şekilde tamamladığımız namazdan sonra sıra tesbihata gelmişti.

Namaz arkadaşlarımdan yaşça küçük olanın parmak hesabıyla otuz üçü tamamlama gayreti tebessüm ettirdi beni. O halini görünce çantamdaki tesbihi çıkartıp ona uzattım, memnun olarak aldı ve tesbihatı tamamlayıp tekrar bana uzattı.

“Benden sana hatıra olsun” diyerek tesbihi ona hediye etmek istediğimi söyledim.

Gülümsedi, yanakları gibi pembe olan minik çantasının içine atıverdi.

Tam bu sırada yaşlıca bir teyze yanaştı yanımıza. “Kızım, camiye gelirken uzun kollu bir şeyler giy, bak arkadaşın nasıl giymiş” demez mi?

Küçük arkadaşımın yüzündeki tebessüm, yerini mahcup bir ifadeye bıraktı. Sanki pespembe bir gül bir anda soluvermişti.

Sesini çıkarmadan başını aşağı yukarı hareket ettirerek “Olur” dedi.

O mahcubiyeti yaşamasına çok üzüldüm.

***

Bir de camilerdeki “iğneci teyzeler” meselesi var.

Kuşluk vaktiydi, caminin önünden geçiyordum. Bir uğrayayım dedim.

3-4 yaşlarında bir kız çocuğu Kur’ân-ı Kerim  okuyan annesinin etrafında koşuyor ve gülüyordu. Kendince bir oyun kurmuştu, çok mutluydu. Tâ ki az ilerde oturan bir teyze, “Çantamda iğne var, çıkartayım mı?” diyene kadar…

Bu soru cümlesi ile çocuk bir anda annesinin yanına diz çöküp oturdu. Korku dolu gözlerle etrafına bakmaya başladı. Artık sesi çıkmıyordu.

İğneci teyze  mutlu muydu (!) bilmiyorum.

Şükür ki yanımda çikolata vardı. Minik kıza ikram edip gönlünü almaya çalıştım.

***

Üst üste yaşadığım bu örnekler beni epeyce düşündürdü.

Belki de bazılarımız için çok basit gibi gözüken bu davranışlar acaba minik kalplerde nasıl ma’kes buluyor?

Efendimizin (a.s.m) çocuklara verdiği kıymet canlandı hayalimde. “Şaka da olsa yalan söylemeyin” hadis-i şerifi geçti zihnimden.

Sünnet-i seniyyeye ne kadar uygun yaşarsak ahsen-i takvim sırrına o kadar yakın olacağımızı derk ettim yeniden…

“Sünnet-i Seniyye, saadet-i dâreynin temel taşıdır ve kemalâtın madeni ve menbaıdır.” (Lemalar).