EMİNE DEMİRTAŞ SİRKECİOĞLU

“Kesret” denilen çokluk içinde boğulmuş insan zihni, herşeyin tek bir elden çıkmış olmasını kavramakta güçlük çekiyor.

Meyveyi tohumdan, tohumu topraktaki minerallerden gelirken görüyor.

Yağmuru buluttan, bulutu havaya ait kimyasal dönüşümlerden gelir halde görüyor.

Isıyı ve ışığı güneşten gelir, güneşi kendi başına uzayda asılı görüyor.

Kendi gücünü etten ve kemikten biliyor.

İşte bu yüzden, Rahman olan Allah “rahmetini” bir ipucu yapıyor bize, bizim için. Bu ipuçlarını bir araya getirip topladığımızda kendisine ulaşmamız kolay olsun diye. Bizi, şuurumuzu ve bütün yeteneklerimizi de, o rahmet ipuçlarını hemen fark edecek bir özellikte yaratmış. Rahmet hazineleri bütün kâinata serilmiş, ipuçları her tarafa döşenmiş, biz de birer hazine avcısı olarak bu bitmez tükenmez hazinelerin peşine düşürülmüşüz.  Aradıkça bulan, buldukça daha büyüğüne ulaşan, ulaştıkça Rahman’a kavuşma zevkini tadan, şuurlu hazine avcıları.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu ipuçlarına sikke, hâtem, turra diyor. Ve insanın bunlardaki  cazibe ve güzelliklere hayran olduğunu, insanın dikkatini son derece üzerlerine çektiğini şu sözlerle anlatıyor:

Hem sikke-i ehadiyete nazarları çevirmek ve kalbleri celbetmek için o sikke-i ehadiyet üstünde gayet cazibedar bir nakış ve gayet parlak bir nur ve gayet şirin bir halâvet ve gayet sevimli bir cemal ve gayet kuvvetli bir hakikat olan rahmet sikkesini ve rahîmiyet hâtemini koymuştur. Evet o rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlarını celbeder, kendine çeker ve ehadiyet sikkesine îsal eder.

Böylece biz, Rabbimizin varlığını bu parlak rahmet sikkelerinde, hâtemlerinde ve turralarında daha net, daha parlak, daha ihtişamlı görür hale geliyoruz. Çünkü bizim için hepsi onlarda adeta merkezleşmiş, toplanmış ve bir mektup gibi okunur şekle bürünmüşler.

Bu hakikati Kur’an’ın üslubundan çıkartan Üstad Hazretleri, bize Rum sûresinin 22. âyetini  örnek olarak veriyor:

Göklerin ve yerin yaratılışı ile lisanlarınızın ve renklerinizin farklılığı da yine Onun âyetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için âyetler vardır.

Bizim dar zihnimiz göklerde ve yerde dağıldığı için, Rabbimiz, elimize, yüzümüze baksak, sesimizi işitsek hemen anlayabileceğimiz bir şeyden, en yakın özelliğimizden örnek veriyor. Yaratanın bizzat ve sadece kendisi olduğunu en açık şekilde anlatıyor.

Bu metodu öğrendikten sonra âyetler arasında şöyle bir dolaşalım:

Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltendir; O herşeye hakkıyla kadirdir. (Rum, 30:50.)

Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.

Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir. (Âl-i İmrân, 3:6.)

Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmektedir. O Azîzdir, Hakîmdir.

Göklerin ve yerin mülkü Onundur. O, diriltir, O öldürür. O, her şeye gücü yetendir.

O Evveldir, Âhirdir, Zâhirdir, Bâtındır. O, her şeyi bilendir.

Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’ın üzerine istivâ eden de Odur. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni O bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.

Göklerin ve yerin mülkü Onundur. Bütün işler ancak Ona döndürülür.

Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, kalplerde olanı da bilendir. (Hadîd, 57:1-6.)

O gün kitap sayfalarını dürer gibi semâyı düreriz. Sonra da, ilk yaratılışa başladığımız gibi onu tekrar geri getiririz. Bu bizim sözümüzdür; mutlaka yerine getirceğiz. (Enbiyâ, 21:104.)

Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir. O herşeyi işiten, herşeyi bilendir. (Ankebût, 29:60.)

Üzerlerinde kanat çırpıp duran kuşları da mı görmediler? Onları havada tutan Rahmân’dan başkası değildir. O herşeyi hakkıyla görendir. (Mülk, 67:19.)

***

Muhakkak bu hakikati yansıtan ve okuyucuyu bütün varlık âleminde dolaştırıp her girdiği yerde doyumsuz bir tefekkür ziyafetine daldıran daha yüzlerce âyet var. O kısmı, Risale-i Nur penceresinden Kur’ân’ı okuma zevkine dalanlara bırakalım, ne dersiniz?