ESRA KÂĞIT

Aziz Üstadım,

Allah sizden ebeden razı olsun.

Bizlere vedia bıraktığınız pürnûr eserleriniz olmasaydı, âhir zamanda sağanak olup üzerimize yağan günahlardan nasıl korunabilirdik?

İsabet eden günah oklarıyla yara bere içinde kalan kalp ve ruhumuzu neyle tedavi edebilirdik?

Üstadım,  yirmi beş Devâyı tazammun eden “Hastalar Risalesi” namındaki eserinizi bugün bir kez daha mütalâa ettim.

Nefsimin hiç hoşlanmadığı, “Aman beni bulmasın” diye köşe bucak kaçtığı hastalıklara iman nuruyla baktırdığınız tiryak misal o emsalsiz eserinizle şifa buldum yeniden.

Birbiri ardına sıraladığınız ve hepsi birbirinden müessir olan Devâlar ile lem’a lem’a ışıdı dünyam.

Hastalığın, ömrü bereketlendiren, duaların kabulüne, günahların affına vesile olan bir hediye-i İlâhiye olduğuna dair imanımı bir kez daha tazeledim elhamdülillâh.

Aziz Üstadım, “Hastalar Risalesi” eserinizi kaçıncı kez okuyuşum bilmiyorum, lâkin bu seferki okuyuşumda bir başka sarıp sarmaladı mahzun yüreğimi…

Kur’an’dan süzülen, nurlu birer reçete olan Devâlar kalbimin en ücra köşelerine nüfuz etti.

En çok da “sabır ve şükür” dediniz.

“Sabret ve şükret! Hakkın değil şikâyet. Çünkü senin değil bu vücut.”

“Ama!..” diye itiraz eden serkeş nefsimi hastalığın lisanıyla ikna edip, ilzam ettiniz:

“Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.”

Üstadım, baştan sona şefkat yüklü tavsiye ve ikazlarınızla dolu olan Yirmi Beşinci Lem’a nakış nakış işlendi ruhuma. Ve coşkun bir rahmet pınarının başında buldum kendimi. Esma-i Hüsna lemean etti ve her derdin ilâcı olan imanın nuru ile dağıldı bütün sıkıntı bulutları…

Allah’a  bize lutfettiği iman nimeti için sonsuz hamd olsun.

Rabbimiz, son nefesimize kadar imanımızı inkişaf ettirsin ve hizmet-i imaniyede bizleri istihdam eylesin. Bu Nurlu eserlerden bizi ayırmasın.  Amin.