MEHMET SAYIN

Üstadın talebelerinin hepsinde farklı bir tarz ve üslûp vardır. Merhum Mehmet Emin Birinci Ağabeyi tanıyanlar onun namaz konusundaki hassasiyetini, tadil-i erkâna nasıl riayet ettiğini çok iyi bilirler. Onun bu hallerine şahitlik etmek çocukluğumdan itibaren çok defa bana da nasip oldu elhamdülillâh.

Bir Ramazan günü Nurtaşı medresesinin terasında teravih namazı kılınacaktı. Her zaman olduğu gibi Birinci Ağabey ezan okunur okunmaz namazı başlattı – tabii ki takke kontrolünü yaptıktan sonra. (Birinci Ağabeyin bulunduğu cemaatte takkesiz namaz kılmak bir hayli zordu.) Sünnet kılındıktan sonra, o kadar büyüğüm olduğu halde bana dönüp imamete geçmemi söyledi. Bir gün önce namaz kıldıran ağabeyin teravihi acele kıldırması pek hoşuna gitmemişti ki, bana “Kevser ve İhlâs sureleriyle kıldır ama tane tane oku ve rükü, secde ve oturuşlardan kısma” diyerek tavsiyede de bulundu. Ben de onun tavsiyelerine riayet ederek kıldırdım ve namaz sonrası kendisinden bir aferin aldım.

Başka bir gün onu ziyarete gittiğimde ikindi namazını kendisi kıldırdı. Tesbihatı ben yapıyordum. Sıra “Sübhaneke ya Allah taaleyte ya Rahman” diye başlayan Esma tesbihatına gelince. “Napıyorsun keçeli! Bu ne yahu yangından mal kaçırır gibi… Tane tane oku” dedi.

Birinci Ağabey tam bir öğretmendi benim için. İman hakikatleri öğretmeni, ebedî âlemlere hazırlayıcı öğretmen… Onun o ehemmiyetli ikazları neticesinde hâlâ kendi kendime bazan aceleyle yapayım der başlarım ama etrafımda kimse olmamasına rağmen hızlı okuyamam. Hep merhum Birinci Ağabey yanıbaşımdaymış gibi aklıma gelir.

Genelde sert olan mizacını bilenler Birinci Ağabey den çekinirdi. Ama bir o kadar da ince ruhlu insanın halinden anlayan biriydi.

Bir keresinde Mannheim dan iki üç araba başka bir şehre gittik. O sırada akşam ezanı okunmuştu. Yolculuktan sonra bir hava alayım dedim. Medreseye girer girmez baktım cemaat ayakta bekliyor İmamete geçen yok… Abdest aldım geldim “Hadi geç nerde kaldın keçeli”dedi. Birinci abi cemaati bekletmiş, imamete başkasını da geçirmemişti.

Almanya da Mannheim şehrine 2002 veya 2003 te olsa gerek Babamların evinin önünde karşılaştık. Arabama bakıp “Kıyak araban var maşallah” dedi. Ben de “Birinci Ağabey gitmek istediğin bir yer varsa seni götüreyim” dedim. “Olur. Beni Mainz’e götür” dedi. Bindi ve uzun bir süre hiç konuşmadan evrad ve ezkârla meşgul oldu. Yolun tam yarısında arabayı durdurttu. Dışarı çıktı ve uzaklaştı. Mağaza vitrinlerine bakar gibi oyalandı. Oysa ben onun bir ihtiyacı olduğunu zannedip, kendim de de dışarı çıkmış, o sıralar müptelâsı olduğum sigara ihtiyacımı gidermiştim. Sigaram biter bitmez geldi. “Tamam mı? Yola devam edelim mi?” dedi ve arabaya bindi. Birinci Ağabey aklımdan ve kalbimden geçenleri okumuş, ihtiyacımı anlamıştı sanki.

Allah bizleri Cennette Üstadım a ve ona komşu eylesin inşallah..

1 Yorum