ŞEYMA GÜR

Bahçemizde tavuklar gezsin istemiştik. Bir- iki, ne kadar olursa Allah bereket versin, yumurtalarından istifade edelim demiştik. Yumurta tavuğu olursa daha verimli olurlar diye düşünüp, bir çiftlikten yumurta tavuğu almaya kalkışmıştık.

Düşündüğümüze, istediğimize, kalkıştığımıza bin pişman olduk! Gördüğümüz manzara yürek paralayıcı idi. Meğer, yumurta çiftliklerinde tavuklar, hayatlarını raflarda üst üste geçiriyorlarmış. Ne güneş, ne toprak görmeden ömür tüketiyorlarmış. Hayvancağızlar, hayvanlıktan çıkmış. Hayvanın da kölesi oluyormuş.

Bir saatlik yolculuğun ardından bahçeye götürüp ayaklarının bağını çözdüğümüzde kalkıp kaçmaya teşebbüs etmediler bile. Kümeslerine koyduğumuzda ne tünek bildiler, ne akşam olunca içeri girmek, ne sabah olunca dışarı çıkmak… Tavuk dediğin akşam karanlığı olmadan kümesine çekilir, tüneğine tüner. Sabah namazıyla birlikte de kalkıp işe koyulur. Bunlar akşam karanlığında bile şaşkın şaşkın dolaşıp duruyorlardı. Sabah, kümesin kapısı açık olduğu halde çıkmak bilmiyorlardı.

Tavukların bu haline çok üzülen eşim “Lâzım değil, yumurta vermesinler” dedi, “oradan kurtuldukları yeter!”

Böyle olmak zorunda mı?

Biz doyumsuz ve müsrif insanlar, daha az yesek, yani yaşayacak kadar, yani Resulullahın tarif ettiği kadar, yani bunca israf etmesek, tavuklar raflarda tepeleme yaşamaya zorlanmaz, tavuk gibi bahçelerde özgürce eşelenebilir, akşamlarını, sabahlarını bilebilerdi.

O kocaman inekler, daha çok süt versinler diye ahırlara kapatılmaz, bütün hayatları önlerindeki yalaktan yem yemekle geçmez, gönüllerince çayırlarda otlarlardı. İnternette dolaşan videolarda , hayatlarında ilk defa ahırdan çıkarılan ineklerin, gün ışığına kavuştuklarındaki şaşkınlıklarını ve sevinçlerini görmüşsünüzdür.

Hakîm-i Zülcelâl dünyayı, üzerinde yaşayacak insanlara yetecek rızıkla doldurmamış olamaz. İnsanoğlu, artan nüfusu besleyebilmek mazeretiyle daha çok üretmek için olmadık hilelere başvuruyorsa, bu arada hayvanları fıtratlarına aykırı koşullarda yaşamaya zorluyorsa, israf üzere olduğundandır.

O israfın cezasını GDO’lu gıdalara mahkûm olmakla, israfa bağlı türlü çeşit metabolik hastalıklara yakalanmakla çekiyoruz.

Herhalde Cenab-ı Hak, inanoğluna sâir mahlukat üzerinde sınırlı tasarruf yetkisi verirken eziyet etme yetkisi vermedi! Tavuk tavuk gibi, inek inek gibi yaşayabilmeli.

Bu da bizim insan gibi insan olmamızla mümkün olabilir.