GÜLŞAH ERDEMİR

Babam bundan 35 sene önce annemi daha hayatının 24’üncü baharını yaşıyorken, altı senelik bir evliliğin ardından, biri üç, diğeri bir buçuk yaşında iki öksüz bırakıp, Allah’a emanet ederek ahirete göçmüştü.

Yük ağırdı, eşinden geriye iki emanet kalmıştı. Onlara hem anne hem de baba olacaktı. Benim canım anam o emanetleri 35 sene boyunca bir yük bilmeden taşıdı, yetiştirdi. Giymedi giydirdi, yemedi yedirdi. Ona “Daha gençsin, iki kızın var, bakmak zor. Gel seni evlendirelim”dediklerinde, “Onlar benim sevdiğim adamın emanetleri; ben onları üvey babaya emanet edemem” demiş ve evlenmemiş, bizim uğrumuza kendi nefsinden vazgeçmişti.

Canım annem, sen nasıl bir mübarek bir kadınsın ki bize babamım yokluğunu hissettirmedin. Emanetlerine gözün gibi baktın. Biz senden razıyız, sen bizden razı mısın? “Cennet anaların ayakları altındadır” hadisini şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü benim annem gerçek bir şefkat kahramanıydı.

Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) şu hadisini ilk kez duyan bir akrabamızın aklına hemen annem gelmiş ve ağlayarak annemi telefon ile aramış:

“Ben ve (meşakkatten ve darlıktan) yanakları moraran kadın, kocasından dul kalıp çocuğuna sabreden (evlenmeyen) kadın, Cennette şu iki parmak gibi birbirimize yakınız.”

Bir başka hadisinde ise şöyle buyurmuştu:

“Cennete gireceklerin ilki benim. Tam Cennete girecekken bir ayak sesi duyarım. Bu, neredeyse benden önce Cennete girmeye çalışan bir kadındır. Sorarım, ‘Sen kimsin ey kadın?’

‘Ben kocasının vefatından sonra çocuklarının başından ayrılmayıp onları büyüten kadınım’ der.”

“Annem! Rabbim seni bu hadis-i şeriflerin müjdesine mazhar eylesin. Cennette sevdiğin eşinle seni buluştursun. İki cihanda aziz olasın. Rabbim seni başımızdan eksik etmesin. Seni çok seviyoruz!

Sen de artık bize babamızın bir emanetisin.