SELMA DÖRTKARDEŞ

Bir yazı üzerinde çalışırken araya giren sivrisineğin lisan-ı hal ile verdiği dersin özetidir

Dur!

Nereye böyle? Beni görmeden geçemezsin.

Nereye bu koşturmaca? Bu ne telâş? Çok yoruldun koşturmaktan.

Gel, dinlen biraz. Nasıl yaratıldığıma bak meselâ.

Türüme özel ve ait olduğumu gör.

Daha önce beni hiç görmemiştin, şaşırdın değil mi?

O yüzden çektim dikkatini.

Ve çok etkilendin sanırım.

Çünkü seni de beni de Yaratan bir.

Aynı Hâlık’ın yarattığı iki farklı mahlûkuz.

Sen Arz’a halifesin, ben ise senin dikkatini çekmeye çalışan küçük bir sinekçik.

Beni daha dikkatle inceliyorsun şimdi. Görebiliyorum seni.

Sürekli Sübhanallah diyorsun kanatlarıma, minicik bedenime baktıkça.

Derin derin bakıp, ürkütmemeye çalışıyorsun.

Tefekkür edip incelerken beni, birden aklına Güneş geldi.

Hani içinde yaşadığımız arzdan milyon kere büyük olan şu yıldız.

Ve Nurlar’dan güzel bir söz…

Beni anlatıyordu hani:

“Sivrisineğin gözünü halk eden, Güneşi dahi o halk etmiştir.”

Bu sözün doğruluğunu şimdi daha iyi anlıyorsun değil mi?

Büyük küçük her yaratılan şeyde aynı mührü görüyorsun.

Hepimiz, her birimiz Onun eseriyiz diyorsun.

 

Bütün bunları düşünürken, birden içinde tarifsiz bir huzur hissettin.

Gerçi bana sadece 5 dakikanı ayırabildin, ama olsun.

Ben sana nakşımı gösterdim, sen de Nakkaşı düşündün.

İşte bu her şeye değer.

Bu ân’a değer.

Sonunda, işte ben de bu yüzden muradıma erdim, vazifemi yaptım.

Şimdi yol açık, geçebilirsin.

Yolun Nurla dolsun.