ŞEYMA GÜR

Bir insan!

Diğer insanları sınırlayan şeylerle o da sınırlı.

Herkes kadar ihtiyaç sahibi. Üşüyor bizim gibi, acıkıyor, yoruluyor.

Elbette hem dünyaya hem âhirete taallûk eden ihtiyaçları var.

Ama özel, çok özel biri.

Her haliyle, her şeyi ile, ubudiyetiyle. Ama bir şey var ki tamamen ona özel:

Miracı.

***

Âlemlerin Rabbi birden, onu alıp, hem emirlerini bildirmek, hem saltanatının ihtişamını ve nihayetsiz rahmet hazinelerini göstermek, hem de kemal mertebelerinde seyr ü sülûk ettirmek üzere, bir cihette çok uzun, bir cihette çok kısa bir yolculuğa celb etse…

Rububiyetinin ayrı ayrı dairelerinde bir müfettiş gibi gezdirse…

Hem bütün bu varlık âlemlerinin niçin yaratıldığını, nereden gelip nereye gittiğini ona ayrıntılı bir şekilde bildirse…

Bu arada bütün geçmiş peygamberlerle tanıştırsa, onlara imam yapsa…

Âhiret âlemini, Cenneti ve Cehennemi ona gösterse…

Gele gele tâ Kab-ı Kavseyn makamına çıkarsa, Cemâliyle müşerref etse…

Bizzat hitabıyla şereflendirse…

Ve onu bütün kullarına bir elçi olarak gönderip emir ve yasaklarını tebliğ etmek ve Kendisinin rızasına ulaştıracak yolları tarif etmekle görevlendirse…

“Kâinat onun için yaratılmış” diyen bir kimse mübalâğa etmiş olur mu?

***

O Âlemlere rahmet, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem idi.

Şu kâinat ağacının hem çekirdeği, hem meyvesi idi.

Dünyaya gelirken de, dünyadan giderken de derdi, dâvâsı ümmeti idi. İlk sözü de, her zamanki sözü de “Ümmetim, ümmetim!” olmuştu.

Mü’minlere çok şefkatliydi. Onların sıkıntıya uğraması onu pek çok üzerdi.

Onun bütün dâvâsı, insanların, Rablerini tanımak suretiyle ebedî kurtuluşa ermeleri idi.

Vazifesinin büyüklüğü nispetinde en güzel bir ahlâkta yaratılmıştı.

El-hak, Miraca lâyık idi.

Nihaî menzilimiz olan âhiret yurdunda görülebilecek en muhteşem manzaraları gördükten sonra bize döndü.

Dünya hayatına, bütün meşakkatiyle, kaldığı yerden devam edebildi.

Yüce âlemlerden indikten sonra yine o çok sevdiği Sahâbîleriyle diz dize oturdu.

Kâh aç, kâh tok, dünyanın bin türlü hâlini gördü.

Tâ ki getirdiği din tamamına erene kadar…

Ya Resulallah! Sen Miraca çıkarken bizim elçimizdin. Dönerken Âlemlerin Rabbinden hediyelerle döndün aramıza. Bize bu dini tebliğ ettin; şahidiz, minnettârız.

Rabbimiz de sana hizmetlerinin karşılığını makam-ı Mahmud olarak versin inşallah.

Sana yağmış ve yağacak kar taneleri kadar, yeryüzünde açmış ve açacak bütün çiçekler kadar, Allah’ın emirlerini taşıyan zerreler kadar, yapılmış ve yapılacak iyilikler kadar sâlat ü selâm olsun Efendim.