BEYZA NUR

Üstadım…

Nasıl söylesem bilmiyorum.

Ruhumdan kopan bir ateş parçası, kütleler halinde yüreğime düşüyor.

Bugün bu odada ruhumdaki o boşluk senin sevginle dolup taşıyor.

Hüzünlüyüm Üstadım…

Hayatım boyunca üzerimde tecelli eden hüzün, artık duygu olmaktan çıkıp efsane oluyor.

Sanki o efsanenin bir parçası sende; seni okuyunca parçalar tam yerine oturuyor.

Hazinenin anahtarını buluyor ve açıyorum.

Ruhumun derinliklerine dalıyorum.

Seni okuyunca zerreler mezc oluyor, cezbeye geliyor.

Öyle bir cezbe ki Üstadım;

Güneşi o aşkla döndüren de, gök gürültüsünü o şevkle bağırtan da o.

Seni de o zerrelere benzetiyorum. Yaptıkların cismine sığan türden değil.

Cesed libasını yırtmışsın. Ruhun dur durak bilmiyor.

Omzundaki yük tek başına taşınacak türden değil.

Sana bu vazifeyi taşıtan bir kuvvet var. Sırtını ona yaslamışsın.

O kuvvetle harekete geçiyorsun. Adeta cezbeye geliyorsun.

Üstadım…

Bir güneş gibi yakıyorsun. Gök gürültüsü gibi çağlıyorsun.

Yanıyorsun Üstadım.

Allah aşkıyla yanıyorsun.

Yanmayan yakamaz Üstadım.

Ama sen, yüreğindeki korlarla binlerce gönülleri alevlendiriyorsun.

Hüzünlüyüm Üstadım…

Ehl-i sefaletinki gibi değil bu hüzün.

Asr-ı Saadetten bu yana süzülen bir iman şerbeti.

Nasıl da yakışıyor o zât’a; imandan gelen bir hüzün…

Ona benziyorsun Üstadım.

“Allah’ı seven, onun sevdiği zâta benzemeli” hakikatini hayatına düstûr yapmışsın.

Bu kadar çok mu seviyorsun Üstadım?

Senin kalbin ne kadar geniş. Oysa biz masivada nasıl da kayboluyoruz.

Sen hakikîyi bulmuşsun Üstadım, biz mecazî mahbublardan kurtulamıyoruz.

 

Hüzünlüyüm Üstadım ve mahcup…

O kadar mahcubum ki, fotoğrafına bakmaktan hayâ ediyorum.

Heybetli bakışlarınla olur da göz göze gelirim ve ruhum erir diye.

Ama bir yandan da o bakış beni erimeye zorluyor.

Bir bakış bin söz anlatır Üstadım.

Ama senin bakışların söz anlatmıyor; kâinatı okuyor, onu anlatıyor.

Yazmaya çalışsam yazabilir miyim, bilmiyorum gördüklerimi.

“İnsan küçültülmüş bir kâinat ya hani,

O bakışta da bütün bir kainat gizli”

Hüzünlüyüm Üstadım…

Hangi âlemlerdesin?

Orada,

Zaman kavramının olmadığı diyarlarda,

Kimlerle berabersin?

“Benimle konuşmak isteyen Risaleleri okusun” diyorsun.

“Birimiz dünyada, birimiz âhirette de olsak mânen beraberiz” diyorsun.

Okuyoruz Üstadım…

Sesimiz çıktığınca, takatimiz yettiğince okuyoruz.

Okuyoruz, ama lâyık mıyız taleben olmaya, bilmiyoruz.

Avucunun içinde gördüğün o isimlere biz de dahil miyiz, hissedemiyoruz.

 

Hüzünlüyüm Üstadım ve yaralı…

Bâtın-ı kalbimiz kurtlarla dolu. Ebedî hayatımız tehlikede.

Öyle bir tehlike ki bu, fetret asrında diri diri toprağa gömülen kız çocuklarını hatırlatıyor.

Nice Ebu Cehil’ler, geleceğin Ebu Bekir’lerini toprağa atıyor.

Ama sen Üstadım…

Ten bedenden çıkıncaya değin çırpınıyorsun.

Derdine düşmediğimiz yaraların bilinciyle dertleniyorsun.

Karşındaki o büyük yangını söndürmek için,

Kanını su, kemiklerini ise toprak yapıyorsun.

Dediğin gibi Üstadım:

“Said tam toprak gibi…”

 

Toprak gibisin Üstadım…

Hani toprağın üzerine basarlar, ezerler, kirletirler,

Fakat bütün güzellikler yine de ondan çıkar ya…

Sana yapılan baskılar, eziyetler, sürgünler, zehirlemeler…

Hiçbirini umursamıyorsun.

Yangının içinde yanan evlâtlarını söndürmek için toprak olup,

Onları bağrına basıyorsun.

Gözyaşlarınla o yaralara merhem sürüyorsun.

İmanınla o canlara can katıyorsun.

Ve sönüyor Üstadım;

Senin şefkatli bağrına sarılan herkesin,

Ateşi sönüyor.

Onların ateşlerini üzerine alıyorsun Üstadım.

Ve söndürdüğün için bütün eziyetleri de…

Nasıl da yakışmış sana,

Nasıl da tecelli etmiş üstünde ‘Rahîm’ ismi..

 

Haklısın Üstadım…

Bu zamanda başkasının günahına ağlayabilmek gerek.

Bu zamanda “halis bir niyet” gerek…

Senin niyetin belliydi.

Niyetin Allah’tı, Rahman’dı, Rahim’di.

Meşrebin hıllet’ti, muhabbet’ti, şefkat’ti…

Sen niyet ettin, Allah kalbine o şefkati derc etti.

Sen ağladın, Allah o fedaileri yardımına gönderdi.

Sen şükrettin, Allah sana bekaya müteveccih bir ömür nasip etti.

“Elhamdülillâhi alâ külli hâl.”

“Onu bulan neyi kaybeder,

Onu kaybeden neyi bulur?”

 

Üstadım,

Şimdi yüz binlerce gencin imanını kurtaran o “Nur” bize emanet…

Allahım,

O emaneti hakkıyla “Senin rızan için” taşıyabilmemiz için bize yardım et.