Ve zuhr zamanında

— ki o zaman gündüzün kemâli ve zevâle meyli ve yevmî işlerin âvân-ı tekemmülü ve meşâğilin tazyikinden muvakkat bir istirahat zamanı ve fâni dünyanın bekàsız ve ağır işlerin verdiği gaflet ve sersemlikten ruhun teneffüse ihtiyaç vakti ve in’âmât-ı İlâhiyenin tezahür ettiği bir andır —

– ruh-u beşer o tazyikten kurtulup, o gafletten sıyrılıp, o mânâsız ve bekàsız şeylerden çıkıp,

– Kayyûm-u Bâkî olan Mün’im-i Hakikînin dergâhına gidip el bağlayarak,

– yekûn nimetlerine şükür ve hamd edip ve istiâne etmek

– ve celâl ve azametine karşı rükû ile aczini izhar etmek

– ve kemâl-i bîzevâline ve cemâl-i bîmisâline karşı secde edip hayret ve muhabbet ve mahviyetini ilân etmek demek olan zuhr namazını kılmak ne kadar güzel, ne kadar hoş, ne kadar lâzım ve münasip olduğunu anlamayan insan, insan değil.

[Devam edecek]

Paylaş
Önceki İçerikİtaatiniz kime?
Sonraki İçerikNe kadar affetmeli?