Bu dünyaya bir Bediüzzaman geldi.

Giderken arkasında farklı bir dünya bıraktı.

Toplumun her kesiminden, her düşünceden, her milletten insanlar, özellikle düşünen kafalar, onu bütün insanlığın Bediüzzaman’ı olarak görüyor.

İşte onların şahitliklerinden ufak bir derleme.

Memleketin en faziletli evlâtları

Üstadla tanışmamız kırk seneyi geçti. O zamanlar hemen her gün idarehaneye gelir; Âkif’ler, Naim’ler, Ferîd’ler, İzmirli’lerle birlikte saatlerce tatlı tatlı musahabelerde bulunurduk. Üstad, kendine mahsus şivesiyle yüksek ilmî mes’elelerden konuşur; onun konuşmasındaki celadet ve şehamet, bizi de heyecanlandırırdı.

Memleketin her tarafında 600 bini mütecaviz, belki bir milyonu bulan talebeleri, memleketin en faziletli evlâdlarıdır. Üniversitenin muhtelif fakültelerinde müsbet ilimler tahsil eden şakirdleri pek çoktur, yüzlercedir, binlercedir. Hiçbir Nur talebesi yoktur ki, sınıfının en faziletlisi, en çalışkanı olmasın. Memleketin her tarafında bulunan bu yüzbinlerce Risale-i Nur talebesinden hiçbirinin, hiçbir yerde asayişi muhill hiçbir hareketi, hiçbir vak’ası yoktur. Her Nur talebesi, hükûmetin, nizam ve intizamın tabiî birer muhafızıdır; asayişin manevî bekçisidir.

Eşref Edip

***

Said Nur ve talebeleri

Bahtiyar bir ihtiyar var. Etrafı, sekiz yaşından seksen yaşına kadar bütün nesiller tarafından sarılmış. Yaşlar ayrı, başlar ayrı, işler ayrı…  Fakat bu ayrılıkta gayrılık yok! Hepsi bir şeye inanmış…  Allah’a!.. Âlemlerin Rabbı olan Allah’a…  Onun ulu Peygamberine.. Onun büyük kitabına.. Kur’an henüz yeni nâzil olmuş gibi, herkes aradığını bulmuş gibi bir hal var onlarda. Said Nur ve talebelerini seyrederken, insan kendini âdeta Asr-ı Saadet’te hissediyor. Yüzleri nur, içleri nur, dışları nur…  Hepsi huzur içindeler. Temiz, ulvî, sonsuz bir şeye bağlanmak; her yerde hazır, nâzır olana, âlemlerin yaratıcısına bağlanmak, o yolda yürümek, o yolun kara sevdalısı olmak…  Evet!.. Ne büyük saadet!

Osman Yüksel Serdengeçti

***

Gönüllerde yanan meş’ale

Nur’u birçok muzlim vicdanları aydınlatmış; kudreti, birçok zayıf imanlı insanlara cesaret vermiş, dehası, birçok nasîbsiz insanların ruhuna ilham serpmiş olan bu büyük adam, hiç şüphe yoktur ki, Said Nur Hazretleridir.

Ondan fazilet ve fedakârlık dersi alan birçok yolunu şaşırmış insanlar, kendilerini mesut ve aydınlık bir sahranın ortasında bulmuşlardır.

Ne kadar biz bu güneşin ışığını söndürmek istesek de, onun nuru karanlık gönüllerde birer meş’ale gibi yanıyor ve bizi aydınlatıyor. Bu, büyük insanın hakkı ve davasının meyvesidir. Ne mutlu kendisine!

Cevat Rıfat Atilhan

***

Asırları kucaklayan bir tefekkür

Said Nursî, Babil Kulesinde konuşan adam! İnsanlar ise dillerini unutmuş, hafızalarını kaybetmiş. Kinin ve husumetin çığlıkları kulakları tırmalarken, tevhide, imana ve teslimiyete davet eden mürşidlerin sesi ne kadar duyulabilir?

Şairle beraber “Yoktur şifa ümidi bu umman-ı hastaya” diyemeyeceğiz.

Çünkü meş’ale, genç ve imanlı ellerdedir. Ve yine biliyoruz ki:

“Çok kararan geceler pembe şafaklarla biter.”

***

Risale-i Nur’ları okumadan ne Türk dili öğrenilebilir, ne de Türk düşüncesi öğrenilebilir. Risale-i Nur’lar bizim millî hazinelerimizdir.

***

Karanlıkta bırakılan nesiller, Nur Risalelerini heceleyerek şuurlanırlar. Said Nursî’nin kuvveti yalnız hafızasından, yalnız bilgisinden, yalnız büyük cedel kabiliyetinden gelmiyor. Cesarete susayan insanımız, an’anevî irfanının bu pervasız temsilcisinde asırlardır aradığı ihlâsı, feragati, bir dâvâ uğruna nefsini feda etmek celâdetini buldu.

Said Nursî’nin kitapları, tahkikî imanın birer kalesidir. Kendi gönlümüzden, kendi toprağımızdan fışkıran saf bir kaynaktır.

Said Nursî, İslâm irfanının cihanşümul hakikatlerini Risalelerinde toplamış. Üstad, şimşek pırıltıları ile aydınlanan karanlık bölgelerde büyük bir güvenle dolaşıyor. Üslûp kesif ve izahlar inandırıcı. Asırları kucaklayan bir tefekkürün çağdaş idrake seslenişi, yaralanan bir idrake, yabancılaşmış bir idrake… İrfanımızın madde-i asliyesi olan bu fikirlerini ne kadar anlayabiliriz? Heyhat! Ne bir meselenin kendisine aşinayız, ne mefhumlara. Fakat Said Nursî çok aydınlık, çok daha inandırıcı.

***

Risale-i Nur’ları anlamaya çalışmak, ancak bize nasip olabilecek en büyük mükâfattır. Risale-i Nur’un kelimeleri üzerinde oynamak kimsenin hakkı değildir, haddi de değildir.

Cemil Meriç

***

Gazalî, İbn Arabî ve İbn Haldun’un yaptıklarını tek başına yaptı

Tarihte, bir toplumun başına gelebilecek en büyük felâkete / semantik intihar’a biz maruz bırakıldık yalnızca: Dilimizin İslâmî muhtevasından arındırılarak, sekülerleştirilmesi cinayetidir bu: Medeniyet dilimizin, dünyamızın ve iddialarımızın yok edilmesi hâdisesi.

Yakın tarihimizde, özünü ve ruhunu Kur’ânî kavramların oluşturduğu medeniyet dilimizi devam ettirmeyi ve yeniden kurmayı başaran tek mütefekkir var: Bediüzzaman.

***

 

Gazalî; Helen, Hint ve Fars havzalarında neşvünemâ bulan gnostik ve agnostik pagan geleneklerin gölgesinde gelişen ilim geleneğimizi–gözkamaştırıcı bir tafsil çabasıyla–silbaştan yenileyerek / tedvin ederek özgün İslâmî kimliğine kavuşturmuştu.

İbn Arabî; Hint, Zerdüşt, Mısır, Maverâünnehir havzalarındaki pagan gnostik geleneklerin izdüşümlerinden bîtap düşen, bâtınîlik bataklığına saplanma sinyalleri veren irfan geleneğimizi -muazzam bir terkip çabası ortaya koyarak- hem daha bir İslâmîleştirmiş, hem de derinleştirerek zirve noktasına ulaştırmıştı.

İbn Haldun, ilim ve irfan menzillerinde gerçekleştirilen bu inkişâfı tevhid ederek ve bunun derinlemesine muhakemesini yaparak, buradan devşirdiği birikim, ruh ve dinamizmle ilk büyük medeniyet buhranının nasıl aşılabileceğini gösteren muazzam bir tarihî hikmet tasavvuru inşa etmişti.

İşte Osmanlı medeniyet tecrübesi, bu üç kurucu öncü şahsiyetin öncülük ettiği açılım ve atılımı hayata geçirerek, üç temel varoluşsal alanda–akîdevî, fikrî ve “siyasî” alanlarda–Ehl-i Sünnet omurgayı tesis etmeyi ve İslâm dünyasını bütünleştirmeyi başarabildiği için, yaşanan ilk medeniyet buhranını aşmamıza öncülük edebilmişti.

***

Bediüzzaman Hazretleri de, ilim ekseninde Gazalî’nin, irfan ekseninde İbn Arabî Hazretleri’nin ve “tarihî hikmet” ekseninde İbn Haldun’un öncülük ettikleri atıl fütûhâtları / açılm ve atılımları, tek başına gerçekleştirmiştir. Üstelik de, önünde, yaşayan, ön-açan öncü-kurucu âlimler, ârifler ve hakîmler olmamasına rağmen!

Yusuf Kaplan

***

Çağın vicdanı Bediüzzaman

Balık okyanusta doğar, büyür, yaşar ve ölür; fakat okyanusu bilemez. İnsanoğlu mucize içindeyken mucize bekler, mucizeyi bilemez. Bunun gibi, hakikatin kölesi olmuş hür adam Bediüzzaman’ı bilememişiz.

Vicdan için “ne yapmak gerektiğini söyleyen iç ses, yanlış yapmaktan koruyan iç bekçi; hiçbir şey yapmama yanlışından koruyan iç ölçü, nasıl yapacağını anlatan bir iç eğilim” denilir.

Vicdanın doğru tanımı buysa, “çağın vicdanı”dır Bediüzzaman.

İşte Bediüzzaman bu toplumun vicdanı olarak yaşamış, çağın “vicdanî normlarını” tanımlamış ilginç ve sıradışı bir kişilikti. Eserleri “fen ilimleri ile din ilimlerini” bir arada açıklama iddiasındaydı, muhakkak incelenmeliydi. Din ve bilimi bu derece barıştırmayı başarmış “hazine eserler,” pozitif bilim bakışı ile eleştirilerek ve yorumlanarak değerlendirilmeliydi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

***

Bediüzzaman’a kulak verilseydi…

Şu hususu tebârüz ettirmek (üzerine basarak belirtmek) isterim ki, Bediüzzaman öncelikle Nurcu büyüğü değil, bir İslâm büyüğüdür.

Bu zat İmandan, İslâm’dan, Kur’ân’dan, Şeriat’tan, Sünnet’ten tâviz vermemiştir. Azimet yolunda gitmiştir. Hiçbir maddî gücü olmadığı halde son derece amansız, merhametsiz şer güçlerine kafa tutmuştur.

Bediüzzaman’ı sevmek, ona hayır dua etmek, ona hürmet etmek için Nurcu olmak gerekmez. Bunları yapmak için vefalı ve şuurlu Müslüman olmak yeterlidir.

Türkiye’deki düzen, egemen güçler vaktiyle Bediüzzaman’ın nasihat ve tekliflerini kabul etmiş olsalardı bugünkü Kürt krizi olmayacak, memleket bu hallere düşmeyecekti.

Şevket Eygi

***

Kimdir Bediüzzaman Said Nursî?

Sürgünlerden, cezaevlerinden çok çekmiş bir insandır.

 

Dün de dedim ya, adalete susamıştır, onun suyunu bir türlü kana kana içememiştir.

Yani bugün “adalet” üzerine sözü dinlenecek, tecrübesine kulak verilecek bir şahsiyettir.

– Çekmiş bir insandır, o nedenle, başkalarının da çekmesine içi el vermemiştir.

– Kendi çektiği için, kurunun yanında yaş da yansın dememiştir.

– Büyük resme bakın, gerekirse küçük fotoğraftaki zulümlere gözünüzü yumun gibi bir kelamı asla etmemiştir.

– Bana yapıldı, onlara bin beteri yapılsın gibi bir kinin davasını sürdürmemiştir.

– Ona bir mezar bile fazla görüldüğü halde, o hürriyet duasını kimseden esirgememiştir.

O nedenle bu sözlere kulak vermekte yarar vardır.

Ertuğrul Özkök, Hürriyet

***

Ölümünün 50. yıldönümünde Said Nursî

Said Nursî “din” ile “bilim”in zıt çalışmalar olmadığını, tersine birbirlerini tamamlayan öğretiler/yaklaşımlar olduğunu keşfeden nadir düşünürlerden birisidir.

Ben de kendisi ile aynı kanaatteyim, farkın sadece metodolojide oluştuğu görüşündeyim. Tabii ki bilimsel düşünce metodolojisi ile ilahi düşünce metodolojisi farklı şeylerdir. Genellikle dünyayı din yolu ile kavramak isteyenler bilimsel metodolojiden, bilim metodolojisi ile kavramak isteyenler ise dini metodolojiden uzak kalmışlardır. Hatta, birbirlerini reddetmişlerdir.

Said Nursî’nin önemi bu reddiyenin reddine dayanır!

O, Kuran’ın ayetleri kadar fizik, kimya, biyoloji vb. bilimlerin yasalarının da Yaradan’ın eseri olduğu görüşünü, ayrıca bilimin insanların dünyevi refahını temin ettiği gerçeğini kabul etmiştir. Böylelikle, bir din âlimi olmasına rağmen, hem insanların dünyevi ihtiyaçlarının varlığına, hem de bu ihtiyaçları gidermenin yolunun bilimsel çalışmalar olduğuna inanmıştır. Bediüzzaman, kendi deyimi ile, İslam coğrafyasının merkezinde bir üniversite kurarak “din ilimleriyle” “fen bilimleri”nin birlikte okutulmasını daha 1907’de teklif etmiştir…
Müslümanların çağdaş medeniyet seviyesine çıkabilmelerinin tek yolunun fen bilimlerinin öğretilmesi ve öğrenilmesinden geçtiğini 100 sene önce ilan ederek bu toprakların Müslümanları’na yepyeni bir çığır açmıştır.

Dilerim, Said Nursî ölümünün 50. yılında bir mütefekkir olarak da değerlendirilir!

Cüneyt Ülsever, Hürriyet

***

Tüketebildiler mi Nurcuları?

Nurculuk cemaatinin milyonlara varan takipçisi var.

Cumhuriyet devleti yıllar boyu hem Said Nursî’ye, hem de kurucusu olduğu cemaatinin takipçilerine hapis yolunu hep açık tutmuş, onlara çok hoyrat davranmıştı. O kadar ki, 27 Mayıs sonrası darbeciler, Said Nursî’nin mezarını bile yok ettiler. Şimdi nerede yattığı bile bilinmiyor.

Peki ne oldu?

Tüketebildiler mi Nurcuları?..

Said Nursî’ye hayatı zindan ettik.

Mezarını bile yok ettik.

Ne oldu?..

En güzeli özgürlüktür, özgürlükçü demokrasidir.

Herkes kendi sembollerine, değerlerine sahip çıksın.

Ama başkasına karışmasın.
Başkasını susturmaya kalkışmasın.

Başkasının özgürlük alanına müdahale etmesin.

Kimse kimseyi tüketemez çünkü…

Hasan Cemal, Milliyet

***

Zalimler için yaşasın Cehennem!

İnsanlık tarihi aynı zamanda zulümler ve onlara karşı direnişlerin tarihidir. Ve tarih zalimleri, onların cellatlarını, işkencecilerini, tetikçilerini değil zulme uğrayanları, ona karşı direnenleri, bu uğurda fedakârlıkta bulunanları yazmıştır. Uzaklara ve çok eskilere gitmeye gerek yok; yakın tarihimizin hayırla yad edilen hemen hemen tüm isimlerinin bir şekilde devletten (sistemden) kötülük görmüş olmaları bir raslantı olabilir mi?

Tek bir örnek vermek istiyorum. Hayatı zindanlar, sürgünler, mahkemelerde geçmiş olan Bediüzzaman Said Nursî, 1909’da patlak veren 31 Mart Vakası nedeniyle tutuklanmış, idamla yargılandıktan sonra hakkında takipsizlik kararı verilince serbest bırakılmıştı.

Onun mahkeme çıkışı söylediği şu sözün, tüm mazlumların bir tür sloganı haline gelmesi herhalde şaşırtıcı değildir: ”Zalimler için yaşasın cehennem!”

Ruşen Çakır, Vatan

***

Hıristiyanların da Bediüzzaman’ı olsaydı!

Önceki akşam İstanbul İlim ve Kültür Vakfının “uluslararası genç akademisyenler” onuruna düzenlediği yemekteydik. Salonda dünyanın dört bir yanında bulunan çeşitli üniversitelerde görev yapan genç akademisyenler bulunuyordu. Hepsinin ortak özelliği “Bediüzzaman” hakkında akademik çalışmalar yapmasıydı.

Benim oturduğum masada oturan hanımların tümü de yabancı idi ve hepsi de Bediüzzaman hakkında çalışmalar yapan ve hayranlık duyan kimselerdi. Bu güler yüzlü hanımlarla önce selamlaştık ve sonra ortak dil İngilizce ile tanıştık. Biri Nijeryalı, birisi Arap, birisi Mısırlı ve hemen yanımda oturan ise Ugandalı bir siyahî hanımdı.

Japonyalı genç kadın akademisyenin Bediüzzaman çalışması ne kadar hayrette bıraktıysa beni, Amerikalı rektör profesörün ona yakın kitabını Bediüzzaman üzerine yazıp bir de “ Keşke Hristiyanların da Bir Bediüzzaman’ı olsaydı” diye duygularını samimi olarak salondakilere anlatması açıkçası beni çok duygulandırdı.

Hıristiyan dünyasından birçok ilim adamı vardı salonda ve hepsinin ortak düşüncesi de bu yöndeydi. Bir de Birleşik Arap Emirliklerinden gelen bir Profesörün konuşması vardı ki çok ilginçti. Diyordu ki Arap profesör:

“Bediüzzaman evlenmemiştir ve çocuk sahibi olmamıştır ama işte bakın görün artık dünyada milyonlarca evladı var onun, keşke bu günleri görseydi, keşke artık Risalelerin dünyada okunduğunu bilseydi. Bediüzzaman bütün çağların din âlimidir.”

Meryem Aybike Sinan, Haber 7

***

Muhalif bir âlim olarak Said Nursî

Said Nursî, geçtiğimiz yüz yılın en özgün mütefekkir ve âlimlerinden birisiydi. O, Müslümanları müşkül duruma düşürebilecek bir hareketin içinde yer almadı ama otoriteyle de başı hiçbir zaman hoş olmadı.

Üstad’ın açtığı yoldan gönüller fethedildi, fethediliyor. Allah, bir gün bile kendi nefsi için bir şey istememiş; hapislere, sürgünlere, suikast teşebbüslerine rağmen kıyamdaki duruşunu bir an bile bozmamış ve sadece ”Davam!” diyerek namerde minnet etmemiş bu büyük âlimin yolundan gitmeyi ve O’ndan istifade etmeyi nasip etsin. Âmin, âmin, âmin…

Hilâl Kaplan, Yeni Şafak

***

Said Nursî ve evrensel tahayyül

Said Nursî Arjantinli bir Katolik’e de, Amerikalı bir Protestan’a da, Rus bir Ortodoks’a da, İranlı bir Şii’ye de, İsrailli bir Yahudi’ye de, Burmalı bir Budist’e de, Bombaylı bir Hindu’ya da, Çinli bir Taoist’e de, Japon bir Şintoist’e de, Kongolu bir Animist’e de hitap eden bir mütefekkirdi… Kapalı devre muhatapları olan, “Türkiye içinde konvertibilite sahibi” düşünürlerden değildi Said Nursî…

Rasim Ozan Kütahyalı, Taraf

***

Said Nursî’yi anlayamayacaklar

Demem o ki, başkasının kaşığıyla düğün yemeğine gidenler, kendi enfüsi gündemleri (tefekkürleri) olmadığı için çoğu kere dünyevilerin gücün medyası kanalıyla oluşturduğu yapay ve afaki gündemlerin peşine takılanlar, malumatını hal ile ilme ve oradan da marifete dönüştürme derdinde olmayanlar, evlerini bir hakikat medresesi, bir marifet tekkesine dönüştürmenin izini sürmeyenler, çağın atalet tuzaklarına gözü kapalı atılanlar, kendisini idamla yargılayan kara cübbeli hakimlerin karşısında umarsızca yamalı cübbesinin söküğünü diken Said Nursî’yi anlayamayacaklardır…

Cümleleri sadeleştirerek anlaşılırlığı arttıracağını sanmak zavallılığından öteye gidemeyecek, göğe çıkmak yerine göğü yere indirmeye çalışmanın bayağılına razı olacaklardır…

Yusuf Özkan Özburun, Haber7

***

Said Nursî’ye bir tabela bile yok

Noel Baba’yı, dünyaya, Demreli bir aziz olarak tanıtmak için hiçbir külfetten kaçınmıyoruz. Bilimsel sempozyumlar tertip ediyor, devlet desteğiyle kültür-turizm organizasyonları yapıyor, bin dereden su getirerek bu azizin Antalya-Demre’de yaşadığını ispata uğraşıyoruz.

Netice şu: Bunca gayret ve masraftan sonra Demre’ye akın eden ‘hacı’ sayısı 400 binler civarında.

Said Nursî ise bu toprakların yetiştirdiği çilekeş bir mütefekkir. Ömrü kâh hapishanelerde kâh sürgünlerde geçti. Fikirlerinden dolayı görmediği eza, çekmediği cefa kalmadı.
‘Bediüzzaman’ın milyonlarca takipçisi var bugün. Nurculuk, birçok cemaatten oluşan büyük bir camia.

Said Nursî’nin mecburi ikamete tabi tutulduğu yerler, Nurcular için ayrı bir manevi değer taşıyor haliyle.
‘Üstad’ın hatırasına hürmeten, sadece Isparta-Barla’ya her yıl 400 binden fazla ziyaretçi gidiyor.

Noel Baba’ya harcadığımız tanıtım parasına, mesai ve emeğe kıyasla bu 400 bin ziyaretçi, safi kâr sayılır.

Kimseler çıkıp, elin Noel Baba’sını sahiplenmek uğruna yaptığımız cinliklerin bedelini sorgulamıyor. Demre’nin turistik pazarlaması için sineye çekiliyor hepsi.

Fakat, milli mücadele kahramanlarımızdan milis komutanı Said Nursî’ye gelince getirisine, götürüsüne bakılmadan bir tabela dahi çok görülüyor.

Devlet kesesinden sıfır gider, sıfır maliyetle Barla’ya Nurcu çekmek gericilik. Her türlü meşakkate girerek Demre’ye Noel hacısı çağırmak, ilericilik ve Atatürkçülük.

Turizm tanıtım desteğimiz Noel Baba’ya her daim var da Said Nursî’ye bir tabelamız bile yok, öyle mi?

Akif Beki, Radikal

***

Said Nursî’nin çektiği acılar

– Burdur’da ikamete mecbur edildi.
– Barla’da sürgün kaldı.
– Eskişehir Hapishanesinde tecritte tutuldu.
– Denizli Hapishanesinde yattı.
– Kastamonu’da sürgün kaldı.
– Emirdağ’da sürgün kaldı.
– Afyon Hapishanesinde yattı.
– Hakkında onlarca dava açıldı.
– Attığı her adım takip edildi.
– Bakanlar Kurulu kararıyla kitapları toplatıldı.
– Kitaplarını okuyanlar bile tutuklandı.
– Mezarı bir gecede söküldü, naaşı bilinmeyen bir yere defnedildi.

Ben şunu bilir şunu söylerim:

Neyi savunmuş olursa olsun, neyi söylemiş olursa olsun, hangi inanca sahip olursa olsun…

Böylesi bir hayat yaşamış olan Said Nursî, dört dörtlük bir mazlumdur.

Mazlumları mukayese etmeyi sevmem ama onun yaşadığı zulmün yarısını bile yaşamamış Nâzım Hikmet için yaptıklarımızın ve söylediklerimizin hiç olmazsa yarısını Said Nursî için söylesek fena mı olur?

Ahmet Hakan, Hürriyet

***

Bediüzzaman ahlâkı

Osmanlı döneminde dikkat çektiği sorunların üzerine gidilemedi, Cumhuriyet döneminde önerileri ciddiye alınmadı. Oysa Bediüzzaman’ın meşveret ve adalet çağrıları karşılık bulsaydı, birlik-kardeşlik reçetelerine riayet edilseydi, ‘hak-özgürlük’ vurguları dikkate alınsaydı, bugün uğraştığımız Kürt sorunu dahil bir çok mesele derinleşmeden hal yoluna girebilirdi.

Çekilen eza ve cefalara rağmen Risale-i Nurlar milyonlarca gencin imanının kurtulmasına, dürüst ve ahlaklı bireyler olarak yetişmesine sebep oldu. Bugün de yaşadığımız sorunların bir çoğunun çözümünü ararken Risalelerin sosyal meselelere yönelik bakış açısını bir kez daha gözden geçirmemizin fayda getireceğine inanıyorum. Said Nursî’nin kişiliği, hayatı ve mücadelesini anlamak ise bir o kadar önem taşıyor. Üstad hazretlerini ve Türkiye’nin manevi kalkınmasına hizmeti geçen mütefekkir ve alimleri bir kez daha rahmetle yad ediyorum.

Yalçın Akdoğan, Star

***

Saraybosna Dersleri

Artık ulus-devletçi çatışmayı değil, birleştirici büyük enternasyonali aramalıyız. Çünkü bu çatışmada, halkları bölen ulus-devletlerin, dikenli telleri ve halkların inançlarını, dillerini, kültürlerini yasaklayan hukukları vardır.

İşte Said Nursî’nin ışığı, bu karanlık dünyayı aydınlatmak onu değiştirmek içindir.

Örneğin Said Nursî’nin Medresetü’z-Zehra Üniversitesi’ni bugün bu bakış açısıyla ele almalıyız ve bu projenin din ile bilimin birbirini dışlayan değil, birbirini tamamlayan iki önemli medeniyet ışığı olduğunu anlatmalıyız. Said-Nursî’nin üniversitesi, bilimle dini bir araya getirmekle kalmaz aynı anda halkların kültürlerini ve dillerini de bu üniversitede yaşatır. Türkçe, Arapça, Kürtçe özgürdür Bediüzzaman’da.

Cemil Ertem, Star

— Barla Platformunun sergi katalogu Nura Uçan Pervaneler’den —