FUNDA DEMİRER

Günlük hengâmeler arasında, ünsiyetten, en acısı da gafletten yeryüzünde sıralanan ayetleri, Esma-i Hüsnalarca güzellikleri es geçiyoruz çoğu vakit. Yine de pek çoğumuz derin bir nefes almak için göğe kaldırıyoruz zaman zaman başımızı. Kâh yerde bulamadığını aramak, kâh yerde bulduklarının dahasına uzanmak için ötelerin kapısını çalmak gibi, hani o alıştığımız, darlandığımız, süsüne, hırsına, kavgasına kapılıp yuvarlandığımız yer’den yüz çevirmekle yükselen bir merdivene adım atmak gibi.

Belki ruh, hakikatini bilerek ya da bilmeden göğün sayfalarını okumak istiyor, belki sadece başını yukarıya kaldırmakla ruha nefes aldırmanın birkaç boyutunu yaşıyor insanoğlu.

Belki Kur’ân-ı Azîmüşşandan alınan dersle, Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Veselâmın talimiyle kâinat kitabına yönelen nazar, bir Mektubat-ı Samedaniye olup okunuyor Kâinattan Hâlık’ını soran bir seyyahın müşahedatında…

Taşın, toprağın şirke bulaşmış kesifliğinden yüz çeviren bir Peygamber’in imanında… (“Kesin bir imana erişmesi için, İbrahim’e Biz böylece göklerin ve yerin melekûtunu gösterdik.” En’am Suresi 6:75.)

“Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir” diyen şairin (Cahit Zarifoğlu) yerde çektiği sancılardan arınmasında…

Bakış, yerin tatmin etmediği bir arayışa,

Nazar, haşmetin, celalin, cemalin ve dahası rahmetin izlerini sürmeye,

Niyet, tefekküre kapılar aralıyor belki de…

Her ne sebeple olursa olsun gökyüzüne yönelmek, dar dünyaya sıkışmış ruhların ötelere kaçışı değil mi? Deniliyor ki, “Efendimiz Aleyhissalâtü Veselâm sevinince toprağa, üzülünce göğe bakarmış. Yerde tevazu, gökte ferah vardır çünkü.”

Her ruhun seyrine çıktığı âlemin hikmetine göre tenevvü ettiği pek çok manalar vardır muhakkak semâ sayfalarında. Âlem-i şehadette ancak bir kısmını müşahede ettiğimiz tecellilerle, sadece mevsimler boyu değil bazen bir gün/gece içinde yazar bozar bir tahta misali çeşitli renklere, şekillere bürünen gök sayfasının çıplak gözle görebildiğimiz kadarı bile ferahlanmamıza yeten ve daima tazelenen bir sanat sergisine dönüşüyor. Ve bu sayfanın en renkli satırlarının yazıldığı muhteşem bir resmigeçit töreni yaşanıyor senede birkaç kez yerkürenin sınırlarında:

Kuzey ışıkları.

Güneş ışıklarının rüzgârla dansı.

Renklerin ihtişamlı galası.

Gökyüzü sayfasının en renkli satırları.

Bilimin kendi dalında formüllerle açıkladığı bu muhteşem manzaralar, kâinat kitabına yerleştirilmiş kanunlarla, “ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşafı” Kur’an-ı Hakîm’in işaretiyle ve bu kitapların tercümanı, müfessiri ve bir burhan-ı nâtık, bir delil-i sadık olan Efendimiz Aleyhissalâtü Veselâmın nuruyla parıldayan tevhid delillerine dönüşüyor.