“Bir zaman iki adam Cennet gibi güzel bir memlekete gidiyorlar.”

Bu satırların yazıldığı zamandan bu yana ülke en az üç nesil daha gördü. Onların okumaya doyamadıkları ve gece gündüz çoğaltıp yaydıkları eserler, bugün, bu ülkenin tarihinde başka hiçbir esere nasip olmayan bir ilginin muhatabı olarak, dünyanın dört bir tarafında akademik çalışmaların, bilimsel yayınların, uluslararası sempozyumların konusunu teşkil ediyor. Her iki yılda bir Türkiye’de Risale-i Nur ile ilgili olarak düzenlenen sempozyumlara, aralarında başka dinlerin mensupları da bulunan yüzlerce bilim adamından tebliğler yağıyor.

Barla’da badem ağaçlarının çiçek açtığı günlerden birinde bir tarih yazılmaya başlamıştı. Bir grup mütevazi insandı Bediüzzaman ile beraber bu tarihi yazanlar: Hulûsi Bey, Sabri Efendi, Muhacir Hafız Ahmed, Şamlı Hafız Tevfik, Binbaşı Âsım, Hafız Ali, Hüsrev Altınbaşak, Emrullah oğlu Bekir, Ahmed Feyzi, Zekâi, Müzeyyene, Refet Barutçu ve diğerleri…

Şimdi ise dünyanın hemen hemen her ülkesinde talebeleri var bu okulun. İman ilimleri, bir yandan dünyanın önde gelen üniversitelerin kürsülerinde, diğer yandan da çeşitli ülkelerdeki mütevazi evlerde her gün ve her saat okunmaya devam ediyor. Yine neş’eli kış dersleri var akşamları dünyanın birçok yerinde; kimi yerlere ise bahar çoktan gelmiş.

Mânâ âlemlerinin baharları ise, badem ağaçlarının çiçek açtığı günkü kadar coşkulu.

Çünkü oralarda Doğu ile Batı birlikte seyrediliyor; geçmiş ve gelecek beraber yaşanıyor.

Ve oralarda saymakla bitmiyor ne Hulûsi Beyler, ne Sabri Efendi’ler.

Hattâ ne de Said’ler.