FUNDA DEMİRER

Bir mikroba yenilip, bir tutam ateşe kapılıp, bir taşa takılıp yenik düşen varlığımıza güvenip unutuyoruz çoğu zaman: “Ben yapacağım, ben başaracağım, ben elde edeceğim” diye diye bir sonraki ben’i söylemek için bile Zat-ı Hayy-u Kayyum’a muhtaç olduğumuzu.

Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazat ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz; bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hattâ bazan söner ve ölür.

— On Yedinci Lem’a

Beşerî münasebetlerde, içtimaî meselelerde unutuyoruz çoğu zaman. Bir kişiye, bir makama, bir metâa dayanmadan bir işin üstesinden gelemeyeceğimiz zannına kapılıyoruz.

Ama kimi gün öyle bir cevap, öyle bir söz, öyle bir hadise ile karşılaşıyorsun ki bütün zerrelerinle haykırmak istiyorsun:

Allahım, kalbimizi iman ve Kur’ân nuruyla nurlandır. Allahım, kendimizi daima Sana muhtaç olduğumuzu hissetmekle bizi zengin eyle; Senin rahmetine ihtiyaç duymamakla bizi fakir düşürme. Biz kendi güç ve kuvvetimizden vazgeçip Senin güç ve ve kuvvetine sığındık. Sen de bizi, Sana tevekkül edenlerden eyle. Bizi nefsimize terk etme. Bizi hıfzınla koru…

— Yedinci Söz

İşte musibetlerle, vefasızlıklarla, kapanan kapılarla, yüz çeviren insanlarla ve dünyanın gülmeyen yüzüyle bu sırra her gün biraz daha yakınlaştıran Âlemlerin Rabbine hamd ederek devamını istemekten başka ne düşüyor ki, elleri uzattığı her el tarafından bir gün boş bırakılacak olan avuçlarımıza…