NURAN ASLAN

Aydan gelen ışığın dahi kesildiği koyu bir gece vaktindeydi varlık. Mânâsını örten büyük bir karanlık içinde, birbirine düşman, yabancı, çaresiz, yapayalnızdı. Camid mevcudat, koca koca cenazeler; insan ve hayvanlar ise, zevalin darbeleri altında inleyen yetimlerdi.

Ve o geldi…

Onun gelişi ile insanlığın gecesi gündüze, kışı bahara dönmüş; mahlûkatın üzerindeki perde kalkmış, karanlık zail olmuştu. Ağlayan yetimler halinde görünen varlık, bir mesciddeki zâkir ve şâkirler suretine girmiş; birbirine yabancı ve düşman olan mevcudat, dost ve kardeş oluvermişti. Varlık abesiyetten çıkmış, Rabbani birer mektup olmuştu.

Zaman geçti, asırlar değişti..

Kâinatı aydınlatan nur perdelenmiş, varlık karanlıklara düşmüştü. Evet, her bir insan bir âlemdi ve hangi âlem iki cihan güneşinden mahrumsa karanlıktaydı.

Ahirzamanın imtihanı farklıydı. Getirdiği nur ile kâinatı aydınlatan, hakikatini gösteren zatın, asırları kuşatan mahiyeti unutulmuş, 1400 yıl öncesinde kalmıştı.

Âlemlerimize giren perdeler kaldırılmalıydı ki onun nuru bizim âlemimizi de aydınlatsın, varlık mânâ kazansın. Ahirzaman Müceddidinin ifâ ettiği bir vazife de buydu: Bir kısım zihinlerde 1400 yıl öncesine hapsedilen, 571-632 rakamları arasına sıkıştırılan zatın mânevi şahsiyetinin nasıl zamanları kuşattığını göstermek.

“Peygamberimize (s.a.v), onun ilk olarak ortaya çıkışına dair tarihlerin naklettiği şekilde, maddi, sathî ve surî bir nazarla bakan kimse için onu anlamak, kıymetini takdir etmek ve mânevi şahsiyetini tanımak mümkün olmaz.” (Mesnevî-i Nuriye, Ümit Şimşek tercümesi.)

Peygamberimiz (s.a.v), varlığın hem çekirdeği hem de en son meyvesi. Bunu anlamanın yolu da onun manevi şahsiyetinden geçiyor.

Varlık ancak onunla anlaşılabilir, hayatımızdaki karanlıklar, bilinmezlikler ancak onun rehberliği ile giderilebilir. Mânevi şahsiyetini kavradığımız ölçüde ise onun nurundan istifade etme iştiyakı duyarız.

Şu dünya çölünde iki cihan güneşinin nurundan uzak kalan nice küçük âlemler (insanlar) var. Karanlıkta kalmış her bir küçük âleme onun nuru yetiştirilmeli, varlık tekrar mânâsını bulmalı.

Yeryüzündeki her bir insanın âleminde hakikat-i Muhammediyenin [Peygamberimizin (s.a.v) manevi şahsiyeti] anlaşılması ile o âlemde velâdet-i Ahmediye gerçekleşmez mi?