BİRCAN ERDEN SAYIN

“Yiyip içtiklerinizin yemek borunuzu geçip midenize ulaşması çok karmaşık bazı işlemlerden sonra gerçekleşiyor. Sistemde 26 kas ve 5 ayrı kafa sinirinin birlikte çalıştığını bilirseniz bozulmaya ne kadar müsait olduğunu daha kolay kavrarsınız. Bu kadar karmaşık ve kompleks bir mekanizmanın sık sık bozulması sürpriz sayılmaz!” diyor Prof. Dr. Osman Müftüoğlu.

Bir zamanlar bu ifadeler çok sıradan gelirdi bana. Fakat ne zaman ki suyu bile yutamama durumuyla karşılaştım, doktorumun istediği tetkiklerle de bunun ne karmaşık bir mekanizma olduğunu hakkalyakin anladım, öğrendim. Hastalıkla alakalı doktorumun ilk teşhisi: “Yemekler mideye ulaşmakta zorlanıyor!” Ve bu ifadeyi duymamla yutkunma-yutabilme nimetine merakım, hayretim başladı.

Hay Allah! Yemek başka nereye gider ki? Yemek borusundan kayıp mideye ulaşır. Ama hiç de öyle olmuyormuş. Meğer benim yediklerim boğazımda kalıyormuş. Demek “Boğazımda kaldı” sözü öylesine söylenmiş bir laf değilmiş. Bazı geceler yemekler mideye ulaşamadığı için burundan yol bularak geri geldiği oluyor. “Yediğim içtiğim ağzımdan burnumdan geldi” sözünde de bir gerçeklik payı varmış. Doktor “Yutkunma gücünü ölçmeliyiz” diyor bana. Allah Allah! Yutkunmanın da mı gücü varmış?

Vücut sisteminin sekteye uğraması bize güzelce bir ders veriyor ve o zaman anlıyoruz ki sıradan gördüğümüz haller aslında hiç de sıradan ve de kolay eylemler değilmiş. “Ne var canım bunda! Yuttum gitti işte!” demekle olmuyormuş. Değil sadece katı yiyecekler, su bile yutulamayabiliyormuş. Meğer boğazda ne mükemmel bir mekanizma varmış da biz bunun farkında değilmişiz.

Tüm bu aksaklıklara rağmen böyle idare etmeye razı olduğumu söylediğimde doktorumun “Hayır bu şekilde olmaması lazım. Yiyecekler boğazda kalmamalı. Orada onları sindirecek ne bir enzim var, ne de bir asit. Hiçbir şey yok” yorumu, bir kez daha sahip olduğum ama çalışmasından çok da haberdar olamadığım muhteşem vücut mekanizmamı tefekküre sevk etti. İşte bu hikmet değil mi? Yani her şey yerli yerinde olmalı. Doğru ya, yiyeceklerin boğazımda kalması hikmet değil, abesiyet olurdu. Oysa Rabbim abes iş yapmaz.

Beni yaratan, yemek borumdan kolayca geçecek yiyecekler verdiği gibi onların geçmesini sağlayacak düzeneği de bana vermiş. Uzmanların yaptığı açıklamalardan da anlıyoruz ki gerçekten de çok karışık ve zor bir işlemi, Cenâb-ı Hak hiç zorlanmadan yapmamızı sağlıyormuş.

İşte size her zaman rahatlıkla yapabildiğimiz, sıradan gördüğümüz vücudumuzdaki bazı hallerin aslında çok da sıradan olmadığını gösteren ve bu mekanizmayı bu şekilde kusursuz bir şekilde yaratıp bize veren Rabb-i Rahimimize şükretmemizi gerektiren sayısız nimetlerden bir tanesi…

Beni yaratan, sayamayacağım kadar nimetlerle hayatımı devam ettiren, unuttuğumda hastalıklar ve sıkıntılarla vazifemi bana hatırlatan ve beni çok sevdiğini her daim hissettiren Rabbime hamd olsun.

Ve bir kere daha diyorum ki:

“Sübhâneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Meşkûr.” Yani “Sana layık şükrü yapamadık, ey bütün mahlûkatın Kendisine şükrettiği Meşkûr!”